BARBARLIĞIN VE CEHALETİN BULUŞMA NOKTASI; KADINA ŞİDDET

En son güncellendiği tarih: May 9


Nejla Aslan //

Editör: Ceren Güzel

Şiddet, kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması olası hareketlerdir. Günümüzde toplum sağlığını etkileyen bir sorun olarak görülen şiddet Dünya Sağlık Örgütü tarafından şöyle tanımlanmıştır: “Fiziksel güç ya da kuvvetin, amaçlı bir şekilde kendine, başkasına, bir gruba ya da topluluğa karşı fiziksel zarara yol açacak ya da fiziksel zararla sonuçlanma ihtimalini artıracak, psikolojik zarara, ölüme, gelişim sorunlarına ya da yoksunluğa neden olacak şekilde tehdit edici biçimde ya da gerçekten kullanılmasıdır” (World Health Organization, 2002: 4).

Melike Dişsiz’e göre: ‘’Şiddet, bireysel ya da toplu olmak üzere, bireylere hem bedensel hem de ruhsal açıdan zarar veren hareketler bütünüdür ve şiddet olgusu kanıtları 3000 yıl öncesine dayanmakta olup, ortaya çıkışı insanlık tarihi ile paralellik göstermektedir. Yapılan bir araştırmaya göre arkeologlar, erkek mumyaların kemiklerinde %9-20 oranında kırığa rastlarken, kadın mumyalarda bu oranın %30-50 olduğunu tespit etmişlerdir.’’

Şiddet, zaman ve mekânla sınırlı olmamaktadır. Evde, sokakta, iş yerinde, eğlence mekânlarında yani yaşamın var olduğu her ortamda olabilir.

Bu bağlamda şiddet bir sosyal olgu olarak karşımıza çıkmakta ve sosyal yaşam içerisinde güçlünün zayıfa, zenginin fakire, pozitif ayrımcılıktaki kişinin diğerine uyguladığı bir güç göstergesi olarak hayatın içerisinde farklı şekillerde yer etmektedir.

Elbette ki şiddet kime, neye uygulanırsa uygulansın uygulananı zarara uğratan ve mağdur eden bir durumdur. Bu yazımızda daha çok kadının bu şiddet sarmalı içerisinde nerede olduğunu irdeleyeceğim.

Şiddeti toplum bilimciler ve bu konuda uzman kişiler;

1. ‘’FİZİKSEL ŞİDDET: Tokat atmak, iteklemek, gibi kişinin bedenine zarar verecek her türlü davranıştır.

2. SÖZLÜ-DUYGUSAL-PSİKOLOJİK ŞİDDET: Şiddet hakaret etmek, aşağılayıcı söz söylemek, küçük düşürmek, gibi fiziksel bir baskı olmaksızın uygulanan ve ruh sağlığını etkileyen her türlü söz ve davranıştır.

3. EKONOMİK ŞİDDET: Çalışmaya veya çalışmamaya zorlamak, kişinin gelirini kontrol altına almak gibi ekonomik baskı içeren her türlü tutum ve davranıştır.

4. CİNSEL ŞİDDET: Kişiyi istemediği yerde, şekilde veya zamanda cinsel ilişkiye zorlamak, kişiye cinsel içerikli sözler söylemek veya kadını çocuk doğurmaya veya doğurmamaya zorlamak, fuhuşa zorlamak, cinsel organlara zarar vermek, kişiyi

cinsel yönden aşağılamak gibi davranışlarla kişinin cinselliğini kontrol altında tutup baskı uygulayan her türlü davranıştır. ‘’gibi sınıflara ayırmışlardır.

Peki kadın bu şiddet sarmalının içerisinde nerede yer almaktadır? Kadınlar tarihten günümüze kadar şiddetle daha dünyaya gelmeden yani doğmadan karşılaşmışlar ve şiddetin her türlüsünü yaşamak zorunda bırakılmışlardır.

Kadının doğurganlığının sorgulandığı aynı zamanda ne doğuracağı da sorgulanmış ve eğer doğacak olan bebek cinsiyeti itibari ile kadın ise henüz anne karnındayken fiziki, sözel ve psikolojik şiddete maruz bırakılmıştır. Yani hem anne kadın olarak şiddeti yaşarken hem de karnındaki cenin şiddete maruz kalmıştır.

Şiddet sadece anne karnında kalmamış ve doğduktan sonra hayatının sonlandırılması dahil türlü şiddet ve işkencelerle yaşamı zora sokulmuştur. Zamanın ve teknolojinin ilerlemesi ile kadına şiddet

bitmemiş, devam etmiş ve etmektedir. Kadına şiddet elbette kültürel ve ekonomik gelişmişliğe bağlı olsa da dünya üzerindeki bütün toplumlarda görülmektedir.

Günümüzde her 3 kadından 1’i evde kocasının ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine maruz kalmakta ve bazen de bunu yadırgamayıp kanıksamaktadırlar. Kadına yönelik şiddet bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlalleri arasındadır. 1960’lı yıllardan beri kadın hareketleri buna karşı mücadele etmektedirler. Şiddetin kaynağında toplumun her alanında izlerini görebileceğimiz erkek egemenliğinin yattığı görülmektedir. Ve elbette erkek egemen toplumlarda kadına yönelik şiddetin daha yoğun yaşandığı kabul edilmektedir.

Erkeklerin egemenliklerini tehdit altında görmeleri , dilediği gibi hükmedebileceği duygusu ve bu hüküm duygusunun tehlikeye girdiğini hissetmesi erkeği şiddete yöneltmektedir. Bazen de erkek kendi egemenliğini güçlendirmek istediğinde şiddet davranışına başvurmaktadır. Türkiye’de resmi rakamlara göre 2006 yılında 72 bin 643 kadın şiddete uğramış ve bunların 842’si saldırılar sonucu yaşamını kaybetmiştir.

Şiddet uygulandığı ortama göre sadece uygulanan kişiye zarar vermekle kalmayıp buna şahit olan kişiler üzerinde de psikolojik ve sosyal etkiler yaratabilmektedir. Mesela şiddet ev ortamında yaşanıyor ise çocuklar da bundan etkilenmekte ve fiziksel yaralanmaların yanı sıra aşırı korku, yetersizlik duygusu, özgüven eksikliği gibi sorunlar yaşamaktadırlar.

Kadın toplum içerisine "Beş kız bir oğlanın yerini tutar mı? (kadını güçsüz, beceriksiz gören) Oğlansız evde duman tüter mi? (kadının toplumda bir yerinin olmadığı).Bir evde iki kız, biri çuvaldız biri biz (kadın gereksizdir, ikisi fazladır). Kızın mı var, derdin var(kız evlat bela getirir, güvenilmez, ayıplanır).Kızını dövmeyen, dizini döver (kıza yapılacak şiddet meşrudur). Oğlan doğuran övünsün,

kız doğuran dövünsün (kız doğuran kadın kötüdür). Kız çocuğu ya er koynunda, ya yer koynunda(kız ya cinsel obje ya da ölmeli). Kızı (kendi) gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar (varır) ya zurnacıya(doğru karar alma yetisi yoktur). Kadın erkeğin şeytanıdır(açıklamaya dahi gerek yok). Kadın kısmına sır verilmez(güvenilmez). Kadını sırdaş eden esrara tellal aramaz. Kadının biri ala, ikisi beladır. Karı gibi kırıtma! Erkeksiz avrat, yularsız at. Buyurmadan tutan evlat, gün doğmadan kalkan avrat, deh demeden yürüyen at. Kadın kocasının çarığı, anasının sarığıdır(kadın değersizdir). Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin (kadın sadece soyun devamı için vardır).’’ gibi daha sayısız rencide edici ve aşağılayıcı tanım ve deyimle anılmaktadır. Bu hem kadına şiddetin psikolojik bir boyutu iken hem de toplum nezdinde şiddeti meşrulaştırıcı ve gerekçeli bir zemin oluşturmaktadır. Dolayısıyla kadın toplumsal yaşamının her alanında fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik şiddete maruz kalabilmektedir. Bu toplumsal kabullenişin dışında erkeğin kendinden kaynaklanan ve yaşamın getirdiği bazı olumsuzluklar da kadına yönelik şiddet sebebi olmaktadır.

Kadınlara fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddeti uygulayan kişiler farklılık gösterebilmektedir. Bu kişi bazen herhangi biri olabilirken çoğu zaman da aile fertlerinden biri veya birkaçı aynı anda şiddeti uygulayan kişi olabilmektedir. Aile içi şiddette kanıksama durumu daha çok yaşanmakta ve şiddete uğrayan kişinin kendi talebi olmadan şiddetin bilinmesi ve müdahalesi sonuçsuz kalmaktadır. Örneğin baba kız çocuğunun okula gitmesini ve kariyer sahibi olmasını istemeyebilir. Bu aile içinde gayet olağan bir durum olarak kabul edilebilir. Oysa ki baba aynı zamanda kızının ekonomik özgürlüğüne engel olarak ekonomik şiddet uygulamış olmaktadır.

Şiddet türleri içerisinde kadınların maruz kaldığı en görünmez ama en tehlikeli şiddet türü psikolojik şiddettir. Çünkü daha dünyaya gelmeden cinsiyetinin belirmesi ile başlayan aşağılama, küçük ve hor görülme ile vücut bulan psikolojik şiddet kadının kişisel gelişimini olumsuz etkilemekte ve bir dizi halinde hayatının olumsuzluklarla dolmasına sebep olmaktadır. Türlü şekillerde psikolojik şiddete maruz kalan birey gerçek hayatla başa çıkamamakta ve kendini yetersiz ve gereksiz kabul etmekte dolayısıyla diğer şiddet türleri gerçekten hayattan payına düşenlermiş gibi kabullenip hayatına hükmedilmesini kanıksamaktadır. Eğer kadın güçlü, donanımlı, fiziksel ve psikolojik olarak tam bir

iyilik halinde olursa fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete karşı durabilecek ve kendi yaşamına kendisi yön verebilecektir. Kadını baskılayan ve onu güçsüz ,çaresiz ve erkeğe muhtaç addeden ona yaşamı boyunca dikte edilen tutum ve davranışlardır.

Kadına şiddet nasıl engellenebilir?

Kadına şiddet ilk olarak kadınların eğitilmesi ve sosyal baskıdan kurtarılması ile engellenebilir. Çünkü kadını da erkeği de dünyaya getiren ve eğiten, yaşama hazırlayan bir kadındır. O kadın da annedir. Bir anneyi sosyal baskılardan

arındırdığınızda kız çocuk doğurmasının erkek çocuk doğurmaktan bir farkının olmadığını ve bunun (kaldı ki cinsiyeti erkek belirler)bir kusur olmadığını kabul etmesi daha kolay olacaktır. Dolayısıyla hem kendisi psikolojik şiddetten kurtulmuş olacak hem de doğurduğu kız çocuğu. İlerleyen günlerde yeni doğan bireye ilk ve temel eğitimi verecek olan annedir. Onun elinden geçecek bireyler sağlıklı olursa toplum sağlıklı olur.

Kadınlar çalışma yaşamı içerisinde daha çok yer edinmeli ve ekonomik özgürlüğü sağlanmış olmalı. Maddi gücü olan kadın kendisi için tehlike ve olumsuzluk addeden durumları kanıksamayacak, kendi başının çaresine bakmayı deneyecek ve susmayacaktır.

Kadın kendi başına bir değerdir. Başkalarının ona değer biçmesine ihtiyacı yoktur. Kafasına koyduğu ve yapabilirim dediği her işi yapabilir. Dolayısıyla kadındır nasıl başa çıkacak hayatla gibi kadının başkalarına muhtaç olduğunu salık veren durumları öncelikle kadınların reddetmesi gerekmektedir. Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin adı her ne ise gelsin arabayı sürsün, alışveriş yapsın , bana elma koparsın diye beklememeli kadın. Her işini kendi yapıp o gücü kendinde bulmalı. Bizim geçmişimiz cepheye mermi taşıyan Nene Hatunlarla dolu.

Sağlıcakla .......

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube