En son güncellendiği tarih: May 9


Nazan Duman Türkşen //

Editör: Ceren Güzel

Hayatı boyunca insanın bazı sorulara diğerlerine kıyasla çok daha fazla maruz kaldığını fark etmişsinizdir. "Ne zaman evleneceksin?" ya da "Çocuk yok mu hala?", "Ne olacak bu Göztepe'nin hali?", "Sen o kadını tanıyor muydun daha önceden?", "Okul ne zaman bitiyor?", "Çok bekletmedim, değil mi?", "Önümüzdeki beş yıl içine kendini nerede görüyorsun?" diye uzar gider...
Benim hayatımda en çok karşılaştığım soru açık ara: "Ne zaman büyüyeceksin?" Bu soru ömrümü yedi! Bu soruyu soranları ise hiç karıştırmak istemiyorum çünkü genel olarak en yakınlarım tarafından sıkıştırılıyorum. Büyümek nedir, neden büyünür? üniversitelere ders olarak konsa, kesin okulu uzatırdım çünkü nasıl büyük insan olunduğuna dair en ufak bir fikrim yok, öğrenmeye isteğim de yok.
Herkes büyümemi söylediği için olgun davranmaya çalıştığım dönemler oldu, ne yalan söyleyeyim. 8-9 yaşlarımdayken, yaşıtlarımdan daha iri olmanın yanı sıra okumaya çok düşkün olduğumdan, ağzım da hayli iyi laf yapardı. Dışardan bakanlar da haliyle adam yerine koyardı ama sonuç facia. Sonuçta 8-9 yaşındaki kızlar hala "My little pony" ile oynayacak yaşta; altın günlerinde koltuğa gömülüp dantel yapacak değiller. Gerçi benim dönemimde yapan vardı ama onlar biraz olağandışıydı, genel olarak parkta olmadık yerlere tırmanmayı ya da kaydıraktan ters kaymayı falan tercih ediyorduk. Neyse, çok uzatamayayım, o yaşlardaki büyüme teşebbüslerimin hüsranla sonuçlandığı ortada. Yetişkinlerin hayatı fazla sıkıcı görünüyordu gözüme. O yüzden büyüme işini "Önümüzdeki maçlara bakacağız" diyerek rafa kaldırdım, sonraki 10 yıllık kalkınma planlarımda da hiç bahsi geçmedi.
Lise son sınıftayken, okulun sistemi değişince, kendimizi haftanın 3 günü staja gidip, kalan 2 günü okula devam ederken bulduk. Zamanımın çoğu orta yaşlıların arasında geçmeye başlayınca, bir daha deneyeyim dedim. Aslında staj ortamı epey cesaret vericiydi, çünkü üstüm olan kişiler, o zamanlar bana çok uzak görünen kırklı yaşlarında olsalar da, hayat dolu ve sevecen insanlardı. "Onlar gibi olacaksam, büyüyebilirim" demiştim. Üzerinden nerdeyse 20 yıl geçti, bazıları ile hala görüşüyorum ama büyüme konusunda başarılı olamadım, benim proje yine uzun bir süre için zihnimin en arkadaki rafında toz toplamaya bırakıldı.
Yeni evli olduğum günlerde, büyümeyi tekrar denemiştim. İyi gittiğimi de düşünüyordum bu konuda. İlk bayram tatilinde, ziyarete gelenlere şerbetli tatlı yerine patates salatası ve sigara böreği ikram ettiğimde, ailecek anladık ki henüz olmamışım. Bir cuma gecesi otobüse atlayıp, pazar günü Metallica konserine gidip, pazartesi sabahı 6 uçağıyla yüz-göz karışmış halde işe gittiğim için, aile bireylerim kibarca umutsuz vaka olduğumu dile getirdiğinde bile, ümidimi kaybetmemiştim. En son darbeyi ise en yakın arkadaşım vurdu, benim için Avatar'ın tüm sezon CD'lerini iş yerime kargoladığında, "Nerdeyse 30 olmuş, hala çizgi film seyrediyor." eleştirileri sonucunda, "Tamam" dedim, "Benden bu kadar."
Önceleri "Daha öğrencisin, çalışmaya başlayınca olgunlaşırsın." derlerdi. İşe yaramayınca, "Babanın evinde oturmakla olmaz, kendi evini geçindirmeye başlayınca anlarsın" oldu. Ardından bir bakmışım, "Anne olunca akıllanırsın." Hepsini yaptım, yolun yarısını geçtim ama hala yedi yaşımda neysem oyum. Geçenlerde gittiğim doktora, "Kendimi 25'ten fazla hissetmiyorum" demiştim, ki 25 dememin sebebi de, adamı dehşete düşürmemek içindi. Yoksa, bırakın üniversiteyi, liseden yeni mezun olmuş gibi hissediyorum hala. Doktor ciddiye almadı, "Haydi canım" deyip geçti ama "Kafeine duyarlılığın var, haftada ikiden fazla kahve ve siyah çay içme" dediğinde, "Öyle ölmem, roket at roket." cevabını alınca ciddiye almıştır sanırım. Hatta meslekten soğutmuş bile olabilirim, emin değilim.
Yakın zamanda işi bırakıp da, tam zamanlı anneliğe terfi edince, üzerinde düşünmeye başladım. Olgunlaşmak ya da büyümek ne anlama geliyor? Eğer büyümek, iyi kötü bir diploma sahibi olmak, düzenli bir işte çalışmak, evlilik sürdürmek, çocuğuna elindeki imkanlar dahilinde iyi bakabilmek ise, ben bunları yapıyorum zaten. Beni çocuk kalmakla suçlayan (ki çocuk kalmanın nesi kötü algılamakta zorlanıyorum) insanların hayatına baktığımda, günlerinin dizi izleyip TV karşısında sızmak, ertesi gün işe gitmek, göz ucuyla haberleri kontrol etmek, iş çıkışı ev işleri ve yemekle uğraşıp eşin ve çocuklarınla kaliteli zaman geçirMEden dizi ya da maç izleyip uyuyakalmak ve bu rutini bütün hafta, bütün ay sürdürmekle geçtiğini görüyorum. Spor yok, sanat yok, sosyal etkinlik yok, düzenli görüşülen arkadaşlar yok. Sürekli bir mutsuzluk, sürekli bir yorgunluk hali. Saat beşte işten çıkıp beş buçukta evine ulaşan da aynı bezginlikte, evine sekiz buçukta giden de.
İnsanların kafasında çok sert kalıplar var. Benim yaşımda bir kadının bilimkurgu okumasını, sinemaya tek başına gitmesini, müzik dinlemesini, zumba yapmasını, anime izlemesini çocuksuluk olarak görüyorlar. Onlara göre, olgun bir anne yemek pişirirken müzik dinleyip şarkı söylemez, fantastik romanlar okuyup 'fangirl'lerle konuşmaz, iş çıkışı arkadaşlarıyla bir fincan kahve dahi içmez, zinhar o kahvenin eşliğinde fıkralar anlatıp kahkaha atmaz. Doğum günümde rock konserine gittiğim için "Seninle nasıl anlaşıyoruz bilmiyorum, sen çok delisin." diyen arkadaşım var, kendini normal zannediyor. "Deliliği tanımla" dediğimde ise dişe dokunur bir cevap alamıyorum, aklına tek gelen çocukları peşime takıp saklambaç oynamam ya da Rammstein dinliyor olmam. "Ben deli değilim, sen çok sıkıcısın." demekten dilimde tüy bitti ama karşımdaki de benim kadar inatçı olduğu için kavga dövüş arkadaşlığımızı sürdürüyoruz.
Büyüdüğünü iddia edenler benden daha iyi durumda mı diye bakıyorum, açıkçası pek bir fark göremiyorum. Maddi açıdan daha iyi olanlar var, sonuçta her ay kitap alışverişi için ciddi bir bütçe ayırıyorum ve arkadaşlarla evde ya da dışarda görüşmek ayrı bir masraf kapısı. Ama mutluluk kısmına gelince, o konuda liderliği kimseye bırakmam. En basitinden "İçimde bir sıkıntı var, kesin kötü haber gelecek." öngörüsünde bulunup günlerce gelecek üzüntüyü beklemedim hiç. Ya da sabah yataktan "Bütün gece kabuslarla boğuştum." diye kalkmadım, aksine, hepsini hatırlayabilsem 5-6 romantik komedi, en az 2 tane de bilimkurgu filmi çıkarırım. O zaman nedir kardeşim bu büyümeyle, veyahut büyümemekte direnenlerle derdiniz? Bana “Büyü artık” diyen herkese, anneannem dahil, Eric Cartman tonlamasıyla "Canınız cehenneme millet!" diye bağırıyorum, "Ben eve gidiyorum!"

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube