En son güncellendiği tarih: May 6


İnternet kullanan herkes, hayatının bir döneminde mutlaka makyaj videosu izlemiştir. Bakın, herkes diyorum, her kadın değil. Hele de sosyal medya kullanıcısıysanız, aktif olmasanız bile önünüze iki üç tanesi kesin düşer. Özellikle Uzak Doğulu kardeşlerimiz öyle işler yapıyor ki saygı duymakla arkama bakmadan kaçmak arasında kalıyorum. İlk zamanlar ilgiyle izliyordum. Pudralarla, fondötenlerle cilt rengini açarak, makyajla gözlerini büyütüp tamamen farklı görüntülere bürünenleri gördüğümde “Yok artık!” deyip bir tane daha açıyordum. “Hamama götürmeden evlenmeyin yorumlarınıysa hiç umursamıyordum. Ne zaman makyajla kendine burun -büyük harflerle yazıyorum: BURUN- yapanları gördüm, “Benden bu kadar,” dedim. Tövbeliyim artık, hiçbirini izlemiyorum.


Aslına bakarsanız makyajı severim, hatta ilk maaşımla aldığım ilk şey saks mavisi rimeldi. Kozmetiklerle tanışmam lise ikinci sınıftayken gerçekleşti. Annemin makyaj çantasını patlatmış değilim, sağ olsun teyzem yardım ve yataklık ediyordu bana. O zamanlar şimdiki gibi acayip makyaj trendleri yok tabii, yaprak şeklinde taranmış kaşlar, kirpiklere boncuk takmalar, ombre dudaklar moda değil ama ben o günün standartlarının dışındayım. Kimsenin kullanmadığı siyah, mor ya da kızıl farlar, bordo rujlar, mavili yeşilli ojeler, saç maskaraları falan sürüyorum, adım marjinale çıkmış. Hatta siyah oje üstüne gümüş sim döktüğüm için Satanist zannedildiğim bile oluyor. O zamanlar da şişko olduğum için sıklıkla koyu renk giyinmem bu imajı destekliyor. Annem dehşete düşmüş müydü bilmiyorum ama büyüdükçe akıllanacağımı düşünmüştür herhalde, hiç ses etmezdi. Gel zaman, git zaman diğer renkleri keşfettim. Satanizm furyası unutuldu, işin inceliklerini ucundan kıyısından öğrendim, etrafımdakiler de tarzımdan vazgeçmeyeceğimi kabullendi. Zaten makyaj teknikleri öyle değişti ki aralarında normal kalmaya başladım.


Makyaj delisiyken kırk yılın başında bir yalap şap boyanan birine nasıl dönüştüğümü bilmiyorum. Sanırım kozmetik çılgınlığı beni soğuttu. Bilirsiniz, gazeteciler, özellikle de magazinciler, ünlülerin makyajsız hallerini yakalamaya bayılırlar. Gençliğimde hayli popülerdi, hala da kullanılıyor. Ama o zamanlar uçurum bu derece geniş değildi. Kontür makyajı çıktı, mertlik bozuldu resmen. Makyajı silince altından başka insan çıkıyorsa kimse kusura bakmasın, bu bir nevi evrakta sahtecilik. “Hadi oradan Allah’ın beceriksizi,” demeyin, gerçekten sevmiyorum. Beceriksiz olduğumu kabul ederim ama yaratıcıyım da. Mesela en yakın arkadaşımın bana hediye ettiği seti kullanamayınca, yazık olmasın diye açık tonları kapatıcı ve far olarak kullanıp koyu tonları da allık yaptım. Bence takdire şayan bir çaba. Saç boyası alırken gördüğüm yarısı açık yarısı koyu malzemeyi pudra zannetmiş ve “Aaaa ne iyi fikir, açık rengi şimdi kullanırım, koyuyu da bronzlaşınca” diyerek satın almış olabilirim. Sonradan bir arkadaşım görüp de amacının farklı olduğunu söylediğinde hiç moralimi bozmadım. Fırçayla ikisini birbirine karıştırıp pudra olarak kullandım gitti. Gerçi pudra fırçası sandığım da allık fırçasıymış ama işimi gördü ya, gerisi önemli değil.


Yaptığım açık ara en büyük salaklıksa kaş farı seti almaktı. Kaşlarımın maşallahı var zaten, iki tel çıkmıyor diye boya almak neyin kafası? Ama her yerde reklamı çıkıyor ya, almayanı vatandaşlıktan çıkarıyorlar zannettim herhalde. Neyse ki orta halli bir firmanın kampanya zamanında almıştım da verdiğim paraya ağlamadım arkasından. Bir de beyaz göz kalemi faciam var ki evlere şenlik. Blogların birinde “Beyaz kalem kullanmak için beş neden” türü bir yazı görünce havaya girip almıştım kendime. Hani mahalle arası kuaförleri müşterilerini öyle gaza getirir ki kadınlar röfle yaptırırlarsa Marilyn Monroe olacaklarını sanırlar, ben de aynı hesap, beyaz sürersem bakışlarımla herkesi büyüleyeceğimi sandım. Meğer o iş gözleri küçük olanlar içinmiş. Zaten eşek gözlüysen, beyaz kalem kullandığında yüzünün yarısı gözden ibaret görünüyormuş. Yakın bir arkadaşım “Senin gözlerin ne kadar acayipmiş, ilk defa fark ediyorum,” diyene kadar olaya uyanmadım. Artık haplandım da mı geldim sandı bilmiyorum. Bu da böyle bir anımdır, kalemi çöpe attım, tarihin tozlu sayfalarına gömdüm.


Kim neresine ne sürüyor, hangi organını değiştiriyor, makyajla kime benzemeye çalışıyor boş verelim de, çok merak ettiğim bir mevzu var, bilenler aydınlatsın. Arkadaşlar, piyasada çeşit çeşit kozmetik var, cildinizin her noktası için ayrı bir ürün imal edilmiş. Onların da alt dalları var, yok ten rengiymiş, yok cilt tipiymiş, yok suya dayanıklılık faktörüymüş… Satış temsilcileri aracılığıyla neyi seçeceğinizi biliyorsunuz ama merakımı mazur görün, parayı nerden buluyorsunuz? Lütfen “Hem beceriksiz hem pinti” demeyin, bazı markalarda makyaj bazı, fondöten, kapatıcı, aydınlatıcı ve pudra aldığınızda ödeyeceğiniz rakam benim yıllık gelirime yaklaşıyor. Ki bu ürünler renklendirmeye başlamadan önce kullandıklarınız. Göz kalemleri, far takımı, allık, ruj seçenekleri, fırça seti, oje, parfüm, deodorant, nemlendirici, temizleyici, tonik, makyaj sabitleyici derken küçük bir ülkenin bütçesine ulaşıyorsunuz. Yüksekten atmayıp hayatımdan bir örnekle açıklayayım. Geçen yıl doktor muayene ücretiyle birlikte gıda duyarlılık testine yedi yüz lira ödedim ve ayın kalanında dertlendim. Aynı günlerde dedikodu whatsapp grubumuzda bir adet temizleme sütü ve bir adet nemlendirici kreme altı yüz lira verildiğini görünce “Doktor işini bedavaya yapıyormuş, hakkını yemişim meğer,” dedim. Geçen yıl o fiyatsa şimdi yükselen dövizle ne hale gelmiştir kim bilir diyorum. Bütün markaların fiyatları bu kadar uçuk değil elbette ama onlarla yapılan makyaj gün ışığında dış cephe kaplamasından hallice görünüyor. Yolda yüzüne badana kıvamında fondöten sürmüş genç kızları görünce saçlarından kavrayıp musluğun altına sokmak istiyorum, yazık değil mi o güzelim cilde diye. Gerçi o boyalar suyla da çıkmıyor, eve dönünce tinerle siliyorlar herhalde. Belki ay boyunca takılan gece/gündüz lensleri gibi aylık makyaj vardır. Malum, teknoloji çok ilerledi.


Uzun lafı kısası dostlar, makyaj güzeldir, makyaj yapmak eğlencelidir, makyaj yapmak moraliniz bozukken neşelendirir, makyaj yapmak bazen özgüveninizi bile arttırır. Bakımlı olmak başkadır, zamanınızı, enerjinizi ve paranızı anlamsızca savurmak başkadır. Kendinizi içeriden güzelleştiremiyorsanız dışarıdan nasıl göründüğünüzün anlamı kalmıyor. Kimseye akıl verme konumunda değilim, sadece dostça tavsiyelerde bulunabilirim. Kozmetiğe harcadığınız miktarın bir kısmını ufak tefek yardım kampanyalarına ayırın, kitap alın, arkadaşlarınızla sinemaya gidin. Emin olun hissettirdiği mutluluk, parfümeriden eliniz kolunuz dolu çıktığınızda hissettiğiniz mutluluktan çok daha uzun ömürlü olacak. Sonra da yeni yıkadığınız tertemiz yüzünüzle ayna karşısına geçip sorun: Ayna, ayna, söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada? Aynanız cevap vermeyecek ama ben söyleyeyim, en güzeli sizsiniz.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube