ATATÜRK’ÜN SON 29 EKİMİ

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Atatürk ne kadar bir asker, komutan, yönetici olsa da; duyguları, sevinçleri, sinir ve neşesi ile bizden biriydi. Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de kısa öyküler, anılardır: *ATATÜRK’ÜN SON 29 EKİMİ 10 Kasım 1938 tarihinde hayata gözlerini yuman Ulu Önder 1937 yılında son kez 29 Ekim kutlamalarına katılmış, 1938’deki 29 Ekim kutlamalarında ise sağlık sorunları nedeniyle bulunamamıştı.


Atatürk’ün sırdaşı Kılıç Ali ise Atatürk’ün son 29 Ekimini anılarında işte böyle anlatmıştı: “Cumhuriyet bayramlarının günlerini ve gecelerini sabahlara kadar ayakta geçiren Atatürk, hayatının son Cumhuriyet Bayramının gününü ve gecesini Dolmabahçe Sarayının bir odasında ölüm döşeğinde geçirdi. Süzülmüş, takatsiz ve solgundu. Artık günleri değil, saatleri sayılıydı. Kesik kesik konuşuyor, yanındakiler de onu oyalayacak laflar söylüyorlardı.


Nihayet 29 Ekim geldi. O gün Cumhuriyetin 15. yaş günüydü. Ankara Hipodromu’nda ki törenler öncesinde Celal Bayar Ata’nın orduya mesajını okurken, O, sarayda kısılıp kaldığı yatağında Salih Bozok’a durup durup, “Ah Ankara… Ah Ankara’ya gidemedik…”diye yakınıyordu. Akşam olunca havai fişekler gökyüzünü aydınlatmaya ve patırtıları duyulmaya başlandı. Atatürk bu gürültüyle uyandı ve zile basıp sofracı Kamil’i çağırdı. “Bu patırtılar nedir?” diye sordu. Sofracı Kamil, Atatürk’ü üzmemiş olmak için: “Gök gürlüyor Paşam” diye yanıtladı. Atatürk, yanıtın amacını ve saflığını anlayınca dudağının kenarıyla gülümsedi ve: “Hadi, enayi…” dedi. Yaverleri ilgililere telefon edip, havai fişek gösterisinin durdurulmasını istediler. O sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. 29 Ekim törenlerinden dönen Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerini taşıyan vapur Dolmabahçe önünden geçiyordu. Öğrenciler vapurdan, ”Atamızı görmek istiyoruz” diye bağırdılar. Ardından da İstiklal Marşı’nı ve 10. Yıl Marşı’nı söylemeye başladılar. “Çıktık açık alınla/10 yılda her savaştan” dizeleri Dolmabahçe’nin hüzünlü duvarlarında çınladı. Kılıç Ali, hemen pencereye koştu Kılıç Ali (silah arkadaşı): “Atatürk’ün müteessir oldu ki ‘Varol… Yaşa…’ sesleri göklere çıkıyor, gençlerin bu coşkun tezahüratı etrafı çınlatıyordu. Geri çekildim… Kapının önündeki paravanın arkasından Atatürk’e baktım. Yatağında doğrulmuş, oturuyordu. Atatürk, gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Yanındakiler, son düşmanı ölümle savaşan bu kudretli adamın ilk kez o gün ağladığını gördüler.”


*Atatürk'ün azınlıklar meselesine yaklaşımı, bugün de çalışmamız gereken bir ders niteliği taşıyor... İşte o anı... Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş: -Hayırdır İsmet... Habersiz geldin. - Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz? - İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım. İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış: - Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal. İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş: - Ne oldu böyle? - Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük. Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:

- Paşam, bahçenin durumu nedir?

- Azınlıkları söküp attım İsmet. İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş. Atatürk: - İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın. Büyük Atatürk'ün "verdiği dersi" bugün hala anlayamayanların olması ne kadar acı. *Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştır. Bunlar içinde şöyleleri vardır: ''Atatürk bizim en büyüğümüzdür.'', '' Atatürk bu milletin en yücesidir.'' ''Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.'' 'Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizerek, hepsinin yerine kendini en iyi ifade eden şu satırları yazar: ''Atatürk bizden biridir.''


*Japon Veliahtı Türkiye'yi ziyarete gelmiştir. Büyük ve mükellef bir ziyafet sofrasında yenilir, içilir. Atatürk, bir aralık Japon tarihinden söz açar ve bir meydan muharebesini anlatır. Japon veliahtı hayret etmiştir. Atatürk, tarihten mitolojiye geçer ve yine Japon mitolojisinden konuşmaya devam eder. Veliaht'ın ağzı açık kalır. Söz nihayet edebiyata intikal eder, Atatürk: ''Japon Şiiri'nin dünya edebiyatında çok büyük etkileri vardır...'' diyerek meşhur Japon şairlerinden mısralar okur. Veliaht; ''Bunları nereden biliyorsunuz?'' diye soramaz. Fakat Atatürk'ün bilgi ve hafızasına hayran kalmıştır. Ama Atatürk hep böyledir. Her şeyi planlı yapar ve uygular. O, bütün bunları, veliaht gelmeden on gün önce tercümeler yaptırarak öğrenmiştir.


*Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul 'da Dolmabahçe Sarayı'nda konuşurken, konuk Kral şöyle der: ''Ekselans. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Cihan Harbi'nin sonunda Lloyd George Batı Anadolu'yu Yunanistan 'a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George'un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.'' Atatürk, Kral'ın bu sözlerine şu cevabı verir: ''Haşmetmeap, evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra büyük geçmiş olsun! ''


*Sakarya Zaferi'nin üzerinden yıllar geçmiştir. Dönemin ünlü ve bir o kadar yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı'nı gösteren bir tablo hediye eder. Savaşın tüm heybet ve azametiyle işlenmeye çalışıldığı bu tabloda Ata, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak tasvir edilmiştir. Ressam, bu kompozisyon karşısında tebrik beklerken, Mustafa Kemal'in: ''Bu tabloyu kimseye göstermeyin.'' demesi üzerine şaşırıp kalır. Herkes ne söyleyeceğini bilemez halde birbirlerine bakarken Mustafa Kemal şu açıklamayı yapar: ''Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti; bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle, Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.'' Her 10 Kasım’da olduğu gibi bu 10 Kasım’da da Atatürk’е olan bağlılığımızı ve sevgimizi ortak düşünce ve duygularla bir kez daha dilе getiriyor, büyük önderimizi SAYGI ve ÖZLEMLE anıyoruz.


Yazar: Melda Meriç - Özgün Onat

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube