ANTİK UZAYLILAR ve GİZEMLİ YAPILAR

En son güncellendiği tarih: May 9



Cevabı bulunamayan sorular için uydurulmuş komplolar mı? Yoksa kabul edemediğimiz gerçekler mi?

İnsanoğlunun yaklaşık 100 yıldır uzay teknolojileri üzerine yaptığı çalışmalar ve bu çalışmaların beraberinde getirdiği buluşlar; her zaman merak uyandırmış ve milyonlarca insanı hep peşinden sürüklemiştir. Kalabalıklar, kendi içinde gruplara ayırmış kimi bilimin, kimi de komploların peşinden gitmeyi tercih etmiştir.

Eric Von Daniken’in başını çektiği bir grup araştırmacının yazdığı;“Tanrıların Arabaları” gibi kitaplar, dergiler ve hazırlanan belgesel yayınları üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, popülerliğini ilk günkü gibi korumayı başarmıştır.Mısır’dan Güney Amerika’ya, Orta Asya’dan Kutuplara kadar birçok kadim yerleşim yerinde bulunan tarihi eserler, eski yapılar, hiyeroglifler, çizimler, kabartmalar, modern bilimin bunlara bir türlü açıklama getiremeyip hep bi’ aşağılar gibi yaklaşım içinde olması;benim gibi komplo severlerin heyecanını hep en üst seviyede tutmaya neden olmuştur…



Mısır Hiyeroglifleri

Eski Mısır uygarlığı her zaman antik uzaylılar kuramcılarının ve komplo teorisyenlerinin gözdesi olmuş, mühendislik harikası üç büyük piramidin inşası sırasında kullanılan teknolojiler, matematik hesaplamalar, piramitlerin konumu, iç özellikleri, güneş ışıklarını ve ay yansımalarını alış dönemleri, kullanılan malzemeler, tonlarca ağırlıktaki taşların nasıl taşındığı,yapıların gizemini korumuş ve günümüzde hala daha çözülememiştir.

Firavunlar dönemi Mısır’da yaşamış olan insanlar, uzaylılarla irtibatta mıydı, piramitlerin yapımında onlardan yardım mı aldılar bilinmez, ama o günlerden geriye kalan bazı izler, ister istemez onların aramızda olduğunu işaret ediyor. Birinci Seti tapınağının duvarlarında bulunan bazı çizimlerde, ancak günümüz teknolojisiyle yapılması mümkün olabilecek jet uçağı, helikopter ve hatta UFO benzeri çizimlere ulaşılmış yapılan bilimsel açıklamalarda ise; iki ayrı Mısır hükümdarı zamanında yapılan çizimlerin zamanla üst üste geçerek böyle benzerlikler (!) gösterdiği söylenmiştir.(Nasıl böyle denk gelmiştir bilinmez, ama o resimlerdeki şekiller helikopter, jet ya da UFO’dan başkası değildi!)



Paskalya Adası

Şili kıyılarından 3.600 km.açıkta Paskalya Adası,eski çağlarda “Dünyanın Merkezi” olarak adlandırılmaktaydı. Bugünlerde üzerinde hiçbir ağaç yaşamayan bu volkanik kara parçası, ününü; adanın çevresinde 1,5 km aralıklarla çeviren ve Ahuadı verilen taş platformlar üzerine yerleştirilmiş 288 adet Moai Heykeli’nden alıyordu. Ayrıca 600 Moai heykelinin de adanın dört bir yanına dağılmış ve yapımının tamamlanmamış olduğu tespit edilmişti. Bir heykelin yaklaşık 5 m.boyunda ve 14 ton ağırlığında olduğu göz önünde bulundurulduğunda; bu heykellerin nasıl ve kim tarafından yapıldığı sorusu antik uzaylılar kuramıyla ilgilenen tüm komplo teorisyenlerinin iştahlarını kabartmış ve ada popülaritesini bugüne kadar korumuştur.Adayla ilgili en önemli iddialardan birisi de Christopher Knight ve Robert Lomes adlı araştırmacıların adanın konumunun neyi ifade ettiği konusunda yaptığı araştırmada ortaya koyduklarıdır. Yazdıkları Uriel Makinesi adlı kitapta, Paskalya Adası’ nın geçmişte küresel bir gözlem evi olduğu ve yaşanması olası yer hareketlerinde ya da meteor çarpmalarının yaratacağı etkileri önceden tespit etmek için kullanılıyordu.



İnkaların Kayıp Şehri: MACHU PICCHU

Anlamı Eski Tepe olan Machu Picchu, Peru Andları’nın yaklaşık 2.500 m. yükseğinde yer almaktadır. İnka İmparatoru Yupangui tarafından 15. yy.ın ortalarında inşa ettirilen şehir, Amazon ormanlarında yer alan Urubamba Nehri’ne kadar uzanır. İspanyol işgalinden sonra İnka İmparatorunun yanındaki az sayıda kişiyle birlikte buraya yerleştiği bilinmektedir. Etrafı surlar yerine, uçurumlara açılan labirentlerle (labirentlerin uçurumlara açılmasının sebebi, şehri olası bir işgalden korumak ve yabancıların giriş yapmasını engellemek için olduğu anlaşılmaktadır.) çevrili şehirde, bu kadar

yüksekte bir konuma, ağırlığı neredeyse 100 tonu bulan bu taşların nasıl taşındığı, hiçbir harç malzemesi kullanmadan, hatta tekerlek ve demir bile kullanmadan (İnkalar, tekerlek ve demiri hiçbir zaman kullanmamıştır!) bu denli mükemmel bir işçilik ve mühendislik harikası bu yapıların nasıl inşa edildikleri hala gizemini korumaktadır. Yapılan diğer incelemelerde de İnkaların mühendislik ve matematikte çok ileri derecede bilgiye sahip olduğu görülmüştür. İspanyol işgalinden sonra kayıp olarak kalan şehir 1911 yılında Yale Üniversitesi Profesörü Hiram Bingham tarafından yeniden bulunarak gün yüzüne çıkarılmıştır.



Nazca Çizgileri

Güney Peru’da bulunan Kızıl Çölü zerinde yer alan bu devasa çizgiler, antik uzay kuramcılarının en çok peşinden gittiği gizemli yapıların başında gelmektedir. Her biri farklı farklı şekillerden ve hayvan figürlerinden oluşan bu şekiller; ününe, yine Eric Von Daniken sayesinde kavuşmuştur. Bilim insanlarının her zamanki gibi kuşkuyla yaklaştığı şekiller için, dönemin teknolojisi göz önünde bulundurulduğunda nasıl yapıldığına dair tatmin edici bir açıklama bir türlü getirilememektedir. Bölgede; 800’ ü aşkın düz çizgi, 300’den fazla geometrik figür, 70’ten fazla da hayvan figürü ve bitki resmi bulunmaktadır. En büyük şekil 370 m'yi, düz çizgilerse 50 km.yi bulmaktadır.

Peki ama yapımı milat öncesine kadar ulaşan bu çizgiler neden yapıldı? Daniken’e göre; çizgilerin sadece hava araçları sayesinde görülebilir olması, bölgenin uzaylılar için bir iniş pisti olarak kullanıldığını işaret ediyor ve çizgilerin uzaylılar tarafından yapıldığını anlatıyordu.Öte yandan bir diğer araştırmacı Joe Nickell ise Daniken’in bu antik uzaylılar teorisini kabul etmeyerek bölgede, Nazca insanlarının o günkü şartlarda kullandığı aletlerle aynı şekilleri çizmiş ve Daniken’in teorisini çökertmiştir (!) Ancak yine de Nazca Çizgileri’ nin neden ve nasıl yapıldığı tartışmaları son bulmamıştır.


Ünlü Tablolardaki UFO’lar



Mesih’İn Vaftizi (The Baptism of Christ)

18. Yüzyılın başlarında Hollandalı sanatçı Aert De Gelder tarafından yapılan resimde; Hz. İsa vaftiz edilirken gök yüzünde bulunan bir cismin vaftizci Yahya’yı ve Hz. İsa’yı aydınlattığı görülmektedir. Bu cisim UFO araştırmacıları UFO olarak tarafından adlandırılmış ve UFO’ların konu olduğu sanat eserleri içerisinde en ilginç yere sahip olan eser olduğu düşünülmektedir.



Madonna With Saint Giovannino

İtalyan Rönesans sanatçısı Domenico Ghirlandaio tarafından çizilen tabloda Hz. Meryem’in iki çocuğa baktığı tasvir edilmiştir. Resme dikkatli bakıldığında ise Hz. Meryem’in omuzlarının üzerinde etrafa ışıklar saçan bir cisim olduğu ve bir erkeğin, kayalıkları üzerinden o cisme baktığı görülmüştür. Sanat tarihçileri; bunun, o dönem sıkça kullanılan ve ilahi ışığı temsil eden bir çizim olduğunu söyleseler de durum UFO araştırmacıları için hiç de öyle değil!



Visoci Decani Manastırında Çarmıha Gerilen İsa

1330 yılında Kosova’nın güneybatısında bulunan Metohija’da inşa edilen manastırın duvarlarında ilginç iki ayrıntı gözümüze çarpıyor. Resmin üst köşelerine dikkatlice baktığımızda, tek kişilik uzay araçlarına benzeyen çizimlerin için yerleştirilmiş iki insan figürü görmekteyiz.


Bazı Duvar Oymalarında ve Mağara Çizimlerinde Tasvir Edilen Uzaylılar



Peru Tepe Oymaları

Peru’datarihi 1. Yüzyıla kadar uzanan ve Nazcalar gibi Peru halkları tarafından tepelere oyularak çizilmiş olan bazı resimler bulunmaktadır. Teorilere göre; bu çizimler uzaylıları temsil etmekte ya da

dünya dışı ziyaretçilere bir takım mesajlar vermek için çizilmiştir. İlk kez 1939 yılında bir pilot tarafından tesadüfen bulunan bu çizimler, 1994 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır.



Kuzey Afrika Tassili Sahra Çölündeki Mağara Çizimleri

Milattan önce 6000 yılına ait olduğu tespit edilen çizimlerde resmedilen figürlerin normal bir insana benzemediği görülmektedir. Kıyafet benzeri bu çizimlerin kum fırtınalarından korunmak isteyen halk tarafından üretildiği düşünülse de çizimlerin üst bölgelerinde yer alan disk benzeri şekiller UFO araştırmacıları tarafından UFO’ların inişi temsil ettiğine inanılır.

Aslında o kadar çok örnek var ki; hepsini bir yazı başlığı altında toplamak neredeyse imkansız. Onlar hep vardılar ve olmaya da devam edecekler! Belki dünya dışı başka yaşam formları değildirler. Kim bilir belki de onlar sadece gelecekten gelen torunlarımızdır.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube