ANIL CİHAN - RÖPORTAJ

En son güncellendiği tarih: May 9


-Okurlarımıza kendinizden bahseder misiniz? Anıl Cihan kimdir?


- Kısmen de olsa “genç şair” kimliğini bir yana bırakırsak, yaşadığımız zorlu coğrafyada hayatta kalmaya çalışan biriyim. Ne Avrupa’ya ne doğuya yanaşabilen, arada kalmış, iki tarafa da kendini kabul ettirememiş, Ortadoğu’nun bir parçası olmaya çalışan, iki tarafa da yanaşamayıp ortada kalıp bir şekilde kendi kültürünü bir şekilde oluşturmaya çalışan bir ülkede, birey olmaya çalışan ve birey olarak sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir yurttaşım.


-Pek çoğumuz sayfalarca yazsak bile kendimizi ifade edemiyorken, siz kocaman anlamaları birkaç mısraya sığdırmayı nasıl başarıyorsunuz? Böylesine zor bir türe, şiire yönelmenizin nedeni nedir? İlk şiirinizi nasıl yazmaya karar verdiniz?


- İnsan bir şeye karar verme aşamasında neye karar verdiğini tam olarak çözemeyebilir. Ben ilk şiirimi yazdığımda ki buna şiir denemez, orta son ya da lisenin başındaydım sanırım. Boş bir dersteydik. Edebiyat öğretmenimiz hiç şiir yazan yok mu diye sorduğunda, 50 kişilik sınıfta niyeyse ben üzerime alındım, kızardım, bozardım, yazdığım şeyin şiir olduğunu sanıp öğretmenime gösterdim. O da beni kırmadı, o şiirimsi duygusal metni beğendiğini söyledi. Tabi çok kötüydü, ben de biliyorum. “Ah İstanbul” adlı bir şiirdi. Öğretmenimiz okumam gereken şairlerden bahsetti. Bana genç şair olma yolunda yardımcı olmuş oldu.

Nasıl şiir yazdığım konusunda ise şunu söyleyebilirim; kelimeleri, imgelerle, metaforlarla , şiir denilen forma nasıl getirdiğimi sormak, nasıl sevişiyorsunuz diye sormak gibidir. O bedenin refleksidir aslında. Ama şiir yazmanın farkı bir zevk işi olmamasıdır. Şiir şizofrenik bir olgudur. Aslında yalan söylemektir şiir yazmak.

“Akın var güneşe akın

Güneşi zapt edeceğiz

Güneşin zaptı yakın.” der Nazım Hikmet.

Yalan söylüyorsunuz ama o kadar güzel yalan söylüyorsunuz ki, insanlar size inanıyor ya da inanmak zorunda zaten. Yani sonuç olarak şiirin belli başlı kuralları var, her genç şaire de has kurallar olabilir fakat nasıl yazıldığının bir reçetesi yok.


- “Ve biz, zamanı bin bir parçaya bölüp,

akreple yelkovan arasında mekik dokuyoruz.”

Mısralarınızda insanın zamanla ilişkisini ne güzel ifade etmişsiniz. Şiirlerinizi yazarken, önce anlatmak istediklerinizi tasarlayıp mısralarınızı mı oluşturuyorsunuz, yoksa ani bir ilhamla kelimeler kendisini mi yazdırıyor?


Öncelikle şunu söyleyeyim, ani olana refleks gösterenlerden biriyim. Çünkü beklemediği şey insanı korkutur. Tanımlayamadığı şey de insanı korkutur. Bu tıpkı karanlıkta bir insanın sana dokunması gibidir. Ani olan, ilk kez karşılaştığım şeylere gösterdiğim reaksiyon, tedirgin olmaktır. Şiir birden çıkabilir de, çıkmayabilir de. Ama ben biraz daha planlı programlı çalışan biriyim. Yani bir şiirime üç ay çalışmışlığım da vardır. Yani şiir aniden geldi gibi bir refleksim olmadı. Şiire oturup çalışmayı yeğlerim, ses konusuna önem veririm, şiirin başından sonuna bir ses bozukluğu olup olmadığına bakarım.


- Okurlarınızın şiirlerinizi tam olarak anlayabildiğini düşünüyor musunuz?


Hepimiz okula gittik, edebiyat derslerine girdik, şiirler inceledik. Orada çok büyük bir yanlış yapılıyor. Her defasında “şair burada ne anlatmak istemiş” diye sorulur. Ben nereden bilebilirim gerçekte ne anlatmak istediğini ya da beni ilgilendirir mi şairin ne anlatmak istediği? Doğru soru şu , siz bu şiiri okuduğunuzda ne hissediyorsunuz?

Yazılış aşamasında şiir histen çok mantık üzerine kurulmuş bir disiplindir. İlhan Berk’in Galile Denizi şiirini ele alalım; İlhan Berk gerçekte ne anlatmak istemiş bilmek mümkün mü? Ben okurlarıma hiçbir zaman ne anladın diye sormam. Orası beni ilgilendiren bir durum değil. Zaten okur ne anladıysa şiir o kadardır. Okurla şiir arasındaki meseledir o. Ben orada devreden çıkarım.


- Şiirlerinizi yazarken size ilham veren bir yer, bir müzik ya da kişi var mı?


Hayır yok. Şiir yazmaya cüret ederken, kesinlikle şuradan esinlenmeliyim gibi bir düsturum, böyle bir çıkış noktam olmadı hiç. Biraz önce bahsettiğim gibi ani olandan ürkmüşümdür. İnsan her şeyden ilham alabilir. Kırmızı ışıkta durduğunuzda gördüğünüz mendil satan çocuktan da şiir çıkarabilirsiniz ama bu şiir değildir, bu durumdan şiir çıkarılabilir. Yani her durumdan, her manzaradan şiir çıkarılabilir. Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz, aynı şeyleri görüyoruz. Biz sadece gördüklerimizi biraz daha farklı dile getiriyoruz. Tek yaptığımız bu. Aslında dünyayı kurtarmıyoruz. Zaten şiir hiçbir zaman bir ilaç bir kurtarıcı olmamıştır. En azından şimdiye kadar okuduğum şiirleri düşünürsem, hiçbiri yarama merhem olmamıştır. Duygu bakımından hep daha dibe sürüklemiştir şiir beni. Ama güzel bir sürükleniştir bu.


-Çoğu yazar ilk yayımlanan eserinin, yazdığı ilk eseri olmadığını söyler. Sizin yazdığınız ama henüz okurlarınızla paylaşmadığınız bir eseriniz var mı?


Hiç böyle bir bencillik yapmadım. Bir yazar yazmış ama yayımlamamışsa bu onun problemidir. Ben bir okur olarak bir yazarı takip ediyorsam, onun ürünlerini seviyorsam paylaşması gerektiğine de inanırım.


-Şu ana kadar yazdığınız şiirler arasında sizin için özel olan bir tanesi var mı? Bizim için birkaç dize okur musunuz?


Öncelikle şunu söyleyeyim, hepsi benim çocuğum gibidir tribinde değilim. Şiir yazmak için insanın bir sıkıntısı derdi olmalıdır. Bir sıkıntın vardır, artık dolmuşsundur, bu sıkıntını atmak için şiir yazıp boşaltırsın. Zaten atmak istediğim bir sıkıntıyı da aklımda tutmak istemem. Şiirlerimi ezberlemeyi, aklımda tutmayı sevmem. Şimdi deseniz ki “ Bu dansı bana lütfeder misin” kitabından bir dize oku, okuyamam. Çünkü ben orada atmak istediğim sıkıntıyı boşaltmışımdır ve bitmiştir benim için.


-Şiirlerinizi binlerce insanla paylaşmak nasıl bir duygu?


Binlerce insan mı bilmiyorum. Ölçmek gibi bir derdim de yok. Sadece bana ulaşmak isteyenlere ben de ulaşıyorum. Okurlar beğeniyorsa onların bileceği iş, beğenmiyorlarsa da onların bileceği iş.Buradan eleştiriye kapalı olduğum anlaşılmasın. Sanat gibi kısmen de olsa dünyayı güzelleştiren bir olguyu paylaşıyoruz, bu da yeterli benim için.


- Türkiye’de şair olmak zor mu? Kitlelere ulaşmak isteyen şair adaylarına ne tavsiye edersiniz?


Tavsiye vermek için bir konuda uzman olmak gerekir. Bu da akademik düzeyde olan bir durumdur. Türkiye’de son dönemi saymazsak, özellikle kadın şairleri saymazsak , akademi konusunda şairlerin çok yeterli olduğunu düşünmüyorum. Teorik olarak bilgiyi çözümlemek, bilgiyi sunmak,o düzlemi kurmak başka bir şey, şairlerin kitlelere ulaşması, tavsiye vermek başka bir şey. Ben bu konuda uzman olduğumu iddia etmiyorum. Usta olmayı da düşünmüyorum. Bu yüzden kitlelere ulaşmak konusunda tavsiye vermek istemem.


-Şuan üzerinde çalıştığınız bir eser var mı? Şiir dışındaki türlerde eser vermeyi düşünüyor musunuz?


Canhıraş bir şekilde üzerinde çalıştığım, 2 yıldır uğraştığım bir şiir dosyam var. Şiir dışındaki eserler için öncelikle şunu söyleyeyim, ülkemizde herkes her işi yapmaya başladı. Şarkıcılar şiir yazıyor, kitap çıkarıyor. Herkes her şeye el atıyor. Bir şarkıcı şiir kitabı çıkarıyor ama yazdıkları şiir midir şarkı sözü mü tartışılır. Ben de roman ve öykü denemesi yaptım ama bence çok kötü oldu. Bu yüzden okutmayı düşünmüyorum. İnsanlar beni anlamıyor cümlesine sığınmak istemiyorum. Çünkü insanlar seni anlamak zorunda değildir zaten. Yazdıklarım olmadıysa bu benim problemimdir. Kısacası ben şiir dışında bir form düşünemiyorum. Kulaç atmayı bildiğim, derinliğini bildiğim denizde yüzüyorum. Diğer denizleri de özlüyorum ama sadece bir selam çakıyorum o kadar.


- Her an her yerde yazabilmek için elinizin altında defter, kalem bulundurur musunuz?


Her an her yerde yazmama gerek yok ama yazmak için gereken malzemeyi her an her yerden toplayabilirim. Ama oturduğum yerden, deniz manzarasına bakıp ben buradan bir şiir çıkarır mıyım acaba diye hiç bir zaman uzaklara dalmadım. Bizim insanımız şairlerden bu yüzden sıkılmışlardır. Her zaman elini başına dayayıp, uzaklara dalan bir profil çizdikleri için, sıkıcı hale gelmişlerdir. Aslında her düşündüklerinde bir şiir çıkarmaya çalışmıyorlardır. Yani ben uzaklara bakıp dalıyorsam belki de başka sıkıntılarım vardır. Mesela maaşımı ne zaman alacağımı düşünüyorumdur. Yani şairleri tanrısallaştırmaya gerek yok. Biz de seviyouz, üzülüyoruz, filtre kahve içiyoruz, başarısız olabiliyoruz.

Şimdi bir kitapçıya girip dört tane edebiyat dergisi alalım. O dergilerden istediğiniz şiiri seçin. Sanki o şiir yazan kişi hiçbir zaman metrobüse binmemiş, kadın ya da erkek hiçbir zaman kavga etmemiş, kadın hiç tacize uğramamış, oturup hiç “lahmacun” yememiş mesela. Öyle şiirler yazılıyor ki, insanlar sanki hiç problem yaşamadan, son derece saygı çerçevesinde, klasik müziğini dinliyor, tanrısal duygular yaşıyor... Halbuki böyle bir şey yok. Sen bu coğrafyada yaşıyorsun. Hiçbir zaman böyle bir potansiyeli olmayacak yaşadığımız coğrafyanın. Atletle sevişen bir milletten, naif duygular, incelik bekleyemeyiz. Atletle sevişilir mi yahu:) Buradan pay biçin.


- Sosyaledebiyat.com ‘u takip ediyor musunuz? Okurlarımıza bir mesajınız var mı?

Bundan sonra sosyaledebiyat.com’u daha derinden takip edeceğim. Takip ettiğim birkaç edebiyat sitesi var. Bundan sonra sosyaledebiyat’ı da takip edeceğim.


-Sizi tanıma fırsatı verdiğiniz için sosyaledebiyat.com okuyucuları adına teşekkür ederiz. Kaleminiz daim olsun.


Editör: Kemal ALBAYRAK

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube