AN’I BİRİKTİRMEK

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Ezelden beri severim an'ı biriktirmeyi. Anı biriktirirken an kaçıracağım, diye de hep korkarım. O yüzdendir benim fotoğraflara, fotoğraf çekmeye düşkünlüğüm.

Küçük bir çocukken annemin ve babamın siyah beyaz başlayan sonra 90'lara doğru renklenen fotoğraf albümlerini karıştırmayı da çok severdim. Bir kısmı hiç tanımadığım insanlar, bir kısmı akraba diye bana tanıtılan onlarca insanın o an neler yaşamış olabileceğini hayal ederdim. Ne konuşuyorlardı fotoğraf karesine düşmeden iki dakika evvel de bir fotoğraf çektirdiler acaba? Kim bilir nelere gülüyorlardı ve an'ı kaydetmek istediler. Kime göstermek istediler o an'ı? Belki birilerine göstermek değildi de kendilerine "Yaşadım."ın kanıtı olarak kaydettiler o anları? Bunlar gibi bir sürü şey geçerdi aklımdan o albümlere bakarken. O yaşlarda başladım ben işte kurgulamaya. Fotoğraflardaki an'ları canlandırırdım gözümün önünde. Fotoğraftan önceki dakikaları yaşatırdım zihnimde. Fotoğrafı çeken kişi olurdum çoğunlukla, yani oyunun/an’ın gizil kahramanı. Şimdiki aklım olsa bir kenara yazardım. Bugünkü cümlelerimle yazamazdım belki ama en azından elimde olurdu zihnimden geçenler. Keşke akıllı telefonlar benim çocukluğumda olsaydı diyorum, böyle zamanlarda.


Albümleri elime alıp saatlerce bakardım. Çok severdim fotoğrafları tek tek incelemeyi. Kendi bebeklik fotoğraflarımı görmek de hoşuma giderdi ama en çok anne ve babamın benden önceki hayatlarını yansıtan fotoğraflar ilgimi çekerdi. Onların siyah beyaz fotoğrafları ama rengarenk hayatları beni büyülerdi. Televizyonda izlediğim Türk filmlerindeki gibi giyinen annem ve babamın hayatına sızmış hissederdim fotoğrafları elimdeyken. Veee en sevdiğim fotoğraflar birilerine gönderilmiş ama sonra yine bir şekilde bize gelmiş(ki muhtemelen tek kopyası olduğu için arkasındaki mesajı ilettikten sonra bir sohbet esnasında geri verilmiş) ya da bize birileri tarafından gönderilmiş fotoğraflardı. Amcam çekmiş mesela askerden babama yollamış. Anneme gelmiş mesela bir arkadaşından çocuklarının fotoğrafı. Yılbaşı tebriği olarak teyzem oğulları ile fotoğrafını yollamış. Bayram kutlaması için annemin kuzenleri okullarında çekilmiş bir fotoğraf yollamışlar.... Arkalarındaki yazıları okumaya bayılırdım. Aslında gayet resmi ama o kadar da samimi cümleler. “Ablacığım, Onur ve Okan büyüyor, bizler iyiyiz. Ahmet ağabeyim nasıl? Kızlar nasıl? Bayramda köyde görüşürüz inşallah. Sizlerin ellerinizden, kızların gözlerinden öperim. Yeni yılınız hayırlı olsun. Kardeşin.”


Şimdi nasıl kutlanıyor yılbaşı, bayram? Çoğunluk bir sms ile geçiştiriliyor. Eskiden her şey daha mı özenliydi yoksa? Bu da ayrı bir konu, evet dağılmayayım.

Fotoğrafı çeken kişide kalırdı çoğunlukla o yıllarda fotoğraflar. Paylaşmak çok zordu, hele ki anında… Fotoğraf makinesinin içindeki rulo dolacak, bir fotğraf baskıcısı bulunacak, yanmadıysa kim bilir kaç zamandır gün ışığına çıkmayı bekleyen fotoğraflara kavuşulacak. Zahmetli ve maliyetliydi de bu işlem. Belki birkaç kişiye daha çoğaltılırdı çok çok. Film rulolarına gözü gibi bakılırdı, rulo ışık görmemeliydi. Makinanın arkası kesinlikle açılmamalıydı aksi takdirde gitti tüm an’lar. Tabi bir de o zamanlarda poz verilince hemen, bir kerede çekilirdi fotoğraf, tekrarı yoktu pozların. “Beğenmedim, sil; yenisini çek.” demeler yoktu. Gözünüz kapalı çıkabilirdiniz ya da konuşurken yakalanmış olabilirdiniz an’a. Hey gidi, hey… Keyfi de oradaydı belki.


Neden fotoğraf çektirir insan? Neden an’ı yakalamak ister?

Yazımın başında da dedim ya ben, başkalarını bilmem ama korkarım unutmaktan. O yüzden her mutlu olduğum an’ı yakalamaya çalışırım. An geçip giderken geçmişe doğru; biz hep yol alıyoruz yarına. Yarın, dünü hatırlar mı insan her zaman? Yakın zamanları belki ama ya öncesi... Hatırlamak istemediklerimiz de olabilir belki fotoğraflarda ama onlar bile bizi, biz yapan an’lar arasındadır. Unuttuklarımız ve unutmak istemediklerimiz hepsi bugünün temeli değil midir? Unutmak istediklerimi bile üzerinden yıllar geçtikten sonra fotoğraflarda görmek farklı bir haz verir bana. Hüzünle karışık bir mutluluk… Ben, oldum sayenizde derim fotoğraflara bakıp o an’daki insanların gıyabında. Bu cümleyi kalbimden ya da dilimden geçirdiğimde ise affederim geçmişi, geçmişte beni kıranları…


O yüzden an’ı severim.

Peki, hep mutlu an’larda mı fotoğraf çektirir insanlar?

Benim mesela ağlarken çekilmiş fotoğraflarım var. Kim çekmiş, neden çekmiş bilmiyorum. Farkında olmadan bana o an’ları da unutma mı demek istedi çeken kişi bilmiyorum. “Sadece kahkaha atmıyorsun sen, hıçkıra hıçkıra ağladığın an’lar da var.” demek istedi acaba? O fotoğrafları gördüğümde çok net

hatırladım o gün ne olduğunu ve ne için gözyaşı döktüğümü. Ama bir fotoğraf var, liseden üç arkadaşım, kardeşim ve arkadaşlarımdan birinin kardeşi; bir kanepede dizilmişiz “süphaneke boncuğu” gibi, hepimizin dişleri reklam çekimine hazır ve nazır… Kızları hatırlıyorum, fotoğrafın zamanını da saçımdan, kaşımdan üniversitenin ilk yılında çekilmiş, diye tahmin ediyorum. Ama bir türlü bu ekip neden bir araya geldi, hatırlayamıyorum. Lisede okuyan kardeşim, biri benimle İstanbul’da okuyan, biri Balıkesir’de okuyan arkadaşlarım ve liseden manevi kız kardeşim ve kardeşi… Hatırlamıyorum.


Demek ki an’ları yakalasam da anıları her zaman yakalamak mümkün olmuyor maalesef. Anı biriktirin bol bol, benim gibi an’ı biriktirecekseniz de yazın anlarınızın arkasına: şu gün, şu saat, şu dostlar, şunun için birlikteyiz. Yeni, keyifli an’lar biriktirmeniz dileğimle….




https://ikizlerimleokuyorum.blogspot.com

ikizlerimleokuyorum@gmail.com


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube