ALTI DA ÜSTÜ DE AYNI MI?

En son güncellendiği tarih: Nis 18


Geçen hafta bir yazarımızla röportaj yapmak için soru hazırlıyordum. Kendisi yeraltı edebiyatı yazıyor. Onu ve yazdıklarını araştırırken ister istemez bu konuya bulaştım. Yeraltı edebiyatı hakkında ne biliyorum? Dünyada bu edebiyatın durumu ne, Türkiye'de gelişimi ne? Araştırdım, öğreniyorum, öğrendiklerimi de sizinle paylaşıyorum. Sadece edebiyat olarak değil diğer sanatlarda da araştırdım; sinema ve müzik olarak.      Yeraltı edebiyatı denilince ilk akla gelen mafya edebiyatı ( öyle ki arama motoruna yeraltı filmleri denilince mafya filmleri geliyor.) Oysa Yeraltı Edebiyatı sıra dışı, bir başkaldırı edebiyatı.

Yeraltı edebiyatı, dili zincirlerinden kurtarmak için 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında oluşmaya başlayan ben özgürüm diye bağıran edebiyat. Sert, aykırı, eleştirel, çoğunlukla gerçekle hayalin ince çizgisinde var olmaya çalışan yeraltı edebiyatı; alkolizmin, cinselliğin, sıra dışılığın, küfrün dışa vurumudur. Kökleri yeteri kadar eşelendiğinde Marquis de Sade'e (1740-1814) kadar varılabilir. Sade, yazdıkları ile 'başkalarına acı çektirmekten hoşlanma' olarak adlandırılan 'Sadizm'in fikir babası olmuştur. Erotizm ve şiddetle ilgili kitapları yaşadığı dönemde epey yadırganmış hapse atılmıştır. Ancak yazdıkları başka yazarlara ilham kaynağı olmuştur. Birçok edebiyat kalıbını hiçe sayan yeraltı edebiyatı, Charles Bukowski'yi (1920-1994) tanımamıza neden olmuştur. 'Factotum', 'Kasabanın En Güzel Kadını' (The Most Beautiful Woman in Town), 'Pulp', 'Postane'(Post Office) eserlerinden sadece birkaçı. Özellikle de 'Factotum' yazarı daha iyi tanımamıza yardımcı olmakta. Bukowski, hayatının bir dönemini Henry Chinaski olarak ortaya sermekte çünkü. Yazar kitabında; çeşitli serseriliklerini, sürekli iş değiştirmesini ve kadınlarla olan ilişkilerini anlatırken kendisinin de bir yeraltı kahramanı olabileceğinin sinyallerini vermektedir. Son yıllarda daha hızlı gelişme kaydeden edebiyat, Chuck Palahniuk'un 'Dövüş Kulübü' (Fight Club) adlı eserinden 1999 yılında sinemaya taşmıştır ve hayran kitlesini arttırmıştır.

Günümüzde edebiyatın beslendiği kaynaklardan biri de yeraltı kültürüdür. Yeraltı etkilerinin 18. yüzyıldan itibaren Gotik Edebiyat ile edebiyat sahasına yansımaya başladığı bilinmektedir. Gotik Edebiyat, insanın en temel ve ilkel duygularından biri olan korkuya dayanmaktadır. Korku ve kötülük, yeraltı kültürünün vazgeçilmez iki öğesi konumundadır.

Edebiyatın yüzyıllardır süren serüvenine bakıldığında, “kötülük” kavramından da oldukça yararlandığı görülür. Edebiyat, uzun yıllar iyilik/kötülük karşıtlığını temel almış ve iyilikten yana mesajlar vermiştir. İyilik mesajları deyince aklıma ilk olarak Tolstoy'dan "İnsan Ne İle Yaşar?" ve Alphonse Daudet'den "Değirmenimden Mektuplar" geldi. Ancak Yeraltı Edebiyatı ile kötülük başat öğe haline gelmiş, muhalif ve anarşist kahramanlar aracılığı ile kötülük kavramı yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Yeraltı Edebiyatı anlayışında kötülük artık iyiliğin zıddı değil, yeni bir yaşam biçimidir.

Geleneksel açıdan “normal” kabul edileni dışlayan yeraltı edebiyatı, toplumsal olarak kabul gören her şeyi de reddeder. Çünkü, yeraltı edebiyatına göre “normal” olan, toplumsal olarak dayatılan dır ve dolayısıyla da itaatkar olma, boyun eğme ve özgür olmamakla ilgilidir. Ancak yeraltı edebiyatı; boyun eğmemenin, başkaldırının, takdir edilmemenin, düzensizliğin, dışlananların, ayıplananların edebiyatıdır.

Ancak tüm bunlara rağmen “yeraltı edebiyatı, sınırları tam çizilebilmiş bir alan değildir. Bu sahada yapılan çalışmalar da oldukça sınırlıdır. Sistemle barışık olmayan bir yönü vardır; aynı zamanda mevcut değerlere karşı çıkar.  

📚 Yeraltı Edebiyatından Bir Kaç Örnek:

✏️ Marquis de Sade; aykırı yazıları yüzünden onlarca kez tutuklanan, gözaltına alınan ve akıl hastanesine kapatılan Marquis de Sade‘in eserleri, bu alanda yazılmış en önemli eserler arasında sayılmaktadır. Yatak Odasında Felsefe: Defalarca sinemaya uyarlanmış ve özgür düşüncenin doruğu kabul edilmiştir. Ensest: Zengin, yakışıklı, zeki, ancak tamamen ahlaksız bir adam olan Monsieur de Franval’ın dindar bir kadınla evlenmesi ve bu evlilikten doğan kızını “özgür” olarak yetiştirmeye karar vermesini anlatır. Ancak bu “özgürlük”, kızının gizli aşığı olma noktasına kadar gitmektedir. Sodom’un 120 Günü: Sinemaya da uyarlanmış kitaplarından biridir. Kitap aslında tam olarak bitirilememiştir. Ancak bu haliyle bile, dünya edebiyatının en önemli eserleri arasına girmiştir. Gerçek bir şeytanla yüzleşmek isteyenlerin okuması gereken bir kitap diye anılır.

✏️ Charles Bukowski; Yeraltı Edebiyatınının sevilmesinde belki de en fazla payı olan yazar. Amerikalı yazar ve şair Charles Bukowski’nin eserlerinde daha çok depresyonu ve alkolizmi konu almasının nedeni kendisinin de bu yaşam tarzını seçmiş olması gösteriliyor. “Factotum”, “Pis Moruğun Notları”, “Kadınlar” adı eserleri kendisini dünya çapında meşhur eden en önemli kitaplarından bazıları. Factotum: Bukowski’nin en karakteristik ve cüretkar kitabıdır. Kitabın sinema uyarlaması 2005 yılında Bent Hamer‘in yönetmenliğinde perdeye aktarıldı. Pis Moruğun Notları: Bukowski’nin kültleşen öykülerini içeren en eğlenceli eserlerinden biridir. Kadınlar: Bukowski’nin kadınlarla olan ilişkisini ve özellikle de cinsel hayatını tüm çıplaklığıyla anlattığı kitaptır. Yazar, kitapta bahsedilen kadınlardan kitabı yazarken izin almadığı için eleştirilmiştir.

✏️ Chuck Palahniuk; İlk olarak “Dövüş Kulübü” adlı kitabının sinema uyarlamasıyla ünlendi, desek sanırım yanlış olmaz. Yazarın diğer kitaplarından “Tıkanma” ve “Gösteri Peygamberi” de yeraltı edebiyatının en önemli örneklerinden.

✏️ Tristan Hawkins; 1997 yılında ani bir astım krizi sonucunda vefat eden Britanyalı yazar Tristan Hawkins‘in iki romanı bulunuyor: “Isis” ve “Anarşist”. Isis: Özellikle reklam yazarlarının okuması gereken bir kitap, çünkü; genç, yetenekli, zengin ve başarılı bir genç reklam yazarının, iş dünyası ile kanlı bir aşk macerası arasında yaşadıklarını anlatıyor. Anarşist: Kalp krizi geçirmesinin ardından hayata karşı tüm algıları değişen orta yaşlı bir adamın duygularını, düşüncelerini ve yaşadıklarını anlatıyor.

✏️ Dragan Babić; en önemli romanı “Son Sürgün”. Yazar, toplumun ahlaki duygularını rencide ettiği gerekçesiyle bir dönem Türkiye’de yasaklı kalanlardan… Daha sonra aklandı.

Ola Bauer; 1999 yılında kanserden vefat eden yazarın çok sayıda romanı var. Türkiye’de yayımlanan iki önemli eseri “Acemi Pezevenk” ve “Kuzey Gözcüsü”.

Bunlar dışında; El Sürçmesi - Patricia Highsmith, Zen Kaçıkları - Jack Kerouac, Görkemli Kaybedenler - Leonard Cohen, Yengeç Dönencesi - Henry Miller, Vahşi Oğlanlar - William S. Burroughs, Brooklyn'e Son Çıkış - Hubert Selby Jr., Paravanlar - Jean Genet göz atabileceğiniz birkaç örnek.

📚 Türkiye'de yeraltı edebiyatı:

Türkiye’de yeraltı edebiyatının gelişmiş olduğunu söylemek zor. Bu edebiyatın ilk önemli örnekleri 1990’lı yıllardan sonra verildi. Bilindiği gibi ‘80’lerden sonra kapitalizmin ekonomik ve kültürel yaptırımlarına, baskısına maruz kaldı Türkiye. ‘90’larla birlikte globalleşme edebiyatımızda popülerleşmeyi, aktüaliteye yaslanmayı, etliye sütlüye dokunmayan temaları egemen kıldı. Bunun doğal sonucu karşıtının ortaya çıkmasıydı. Bu karşıt da yeraltı edebiyatı demekti. Bu minvalde küçük İskender akla gelebilir örneğin. Bir ara Stüdyo İmge Yayınları Türk edebiyatının yeraltı edebiyatı olarak değerlendirilebilecek metinlerini art arda yayımladı ve bir yer altı edebiyatı yayın evi kimliğine büründü. Bu yayın evinden Ayça Sezen Ural ve Sibel Torunoğlu gibi yazarlar edebiyat ortamına aşılandı. Sibel Torunoğlu’nun ”Travesti Pinokyo” adlı kitabının gerçekten uysal topluma rahatsızlık veren, tam anlamıyla sapkın bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Bu eserler toplumda yeterince ilgi de uyandırdı.

Kendisi de yeraltı edebiyatına dahil edilebilecek romanlar yazan Hikmet Temel Akarsu, Hürriyet Gösteri Dergisinde yayımlanan bir yazısında Yusuf Atılgan’ı, Vüs’at O. Bener’i, hatta ve hatta Sait Faik’i bu edebiyatın ülkemizdeki öncüleri olarak nitelemişti. Yusuf Atılgan ve Vüs’at O. Bener daha çok ‘avantgarde’ olarak nitelenebilecek yazarlardır. Bir de Oğuz Atay örneği var. Oğuz Atay’ın eserlerinin gerek şaşırtıcı ve sert üslubuyla, gerek ele aldığı temalarla yeraltı edebiyatının öncü temsilcilerinden biri olduğu ileri sürülebilir.

 Her ne kadar Türk Edebiyatı pek çok duygunun tasviri açısından oldukça zengin olsa da kavramları ele alış ve dil açısından yeraltı edebiyatına dahil edilebilecek eserler sayıca fazla değil. Bunlardan ilk akla gelen sadece edebiyatın değil, beyaz perdenin de en sevdiği suç ve dram romanlarından biri olan Ağır Roman. 2013 yılında intihar ederek yaşamına son veren Metin Kaçan Ağır Roman Kolera Sokağının tekinsiz hikayesini anlatır. Türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden bir diğeri de Domingo Garcia’dan Geriye Kalan Öykü ve Butterfly'ın İntihar Seferi adlı kitaplarıyla tanıdığımız Cumhur Orancı’dır.

Yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en popüler ve en çok okunan ismi ise hiç şüphesiz Dünyanın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Mecidis En İyi Yabancı Roman ödülüne de sahip olan Hakan Günday. Yazarın henüz 24 yaşındayken yazdığı Kinyas ve Kayra yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en iyi örneklerinden biri kabul ediliyor. “Kinyas ile Kayra”, uyuşturucu satıp adam öldürerek modern hayatın kendisine sunduklarını reddeden iki yakın arkadaşın hikayesini anlatan bir anti kahraman kitabı. Yine yazarın başta şiddeti konu aldığı “Az”  olmak üzere diğer eserleri de karanlık yanlarıyla türün özelliklerini taşıyor.

1980’li yıllardan başlayarak günümüze kadar çeşitli dergilerde şiirler, eleştiriler, denemeler yazan Derman İskender Över’i Küçük İskender ismiyle tanıyoruz. Sesini uluslararası dünyada da duyuran yazar İtalya’da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışmasında (La Giovane Poseia D’europa Nel 1999) ilk ona girer ve şiirleri bu şairlerle kitaplaştırılır. 2000 yılında Orhon Murat Arıburnu Ödüllerinde Bir Çift Siyah Deri Eldiven adlı şiir kitabıyla birincilik alır. 2001 yılında Almanya’da, 2002 yılında Hollanda’da çeşitli şehirlerdeki etkinliklerde, 2005’te Avusturya’da, 2007’de Makedonya’da, 2008’de İsveç’te konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla kendini dile getirir.  Usta şair ayrıca flörtöz cümleleriyle birçok ilişkinin başlangıcına ön ayak olmuştur.

Şair ve romancı olarak tanıdığımız 2009’da yayımlanan Korkma Ben Varım adlı romanı ile büyük bir hayran kitlesi edinen Murat Menteş Türkiye Yazarlar Birliği tarafından roman dalında ödüle layık görülür. Adı sık sık hararetli tartışmalara karışan yazarın deli gibi sevenlerinin yanında nefret edenleri de bolca bulunuyor. Garanti Karantina, Ruhi Mücerret, Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması, Aynalı Barikatlar ve Kaosa Mütevazı Bir Katkı başlıca kitapları arasında yer alıyor. Kendisinin sık sık romancılığı ve köşe yazıları kıyaslanır ve çok aynı dile ve karaktere sahip olmadığı söylenir durur.

Kirli, Paslı, Bozuk isimli kitabıyla tanıdığımız Alican Ökmen,Yapı Ressamlığı Bölümü’nü bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi, Restorasyon Bölümü’nü kazanır. İkinci sınıfta üniversite eğitimine ara verip Plato Film Okulu, Temel Sinema Eğitimi Bölümü’ne geçiş yapar. Buradaki eğitimini tamamlayınca sinema sektöründe uzun metraj sinema filmleri, kısa filmler, reklamlar, video klipler ve dizilerde yönetmenlik, reji ve prodüksiyon asistanlığı yapar. Sine-Sen Dizi Yazarlığı Atölyesinde yazarlık eğitimi aldıktan sonra roman, hikaye ve senaryo yazmaya başlar. Yazar ayrıca 2006 yılından beri Türkiye’nin Yeraltı Edebiyatı formatında ki önemli topluluklarından biri olan İzmir çıkışlı www.sokakedebiyati.net sitesinde editörlük yapmaya devam ediyor.

Murat Uyurkulak çevirmen ve yazarlık kariyerinde sert ve huysuz diliyle dikkat çekenlerden biri. Uzun süre Radikal gazetesi dış haberler servisinde çalışır. Milliyet Sanat, Gate, Radikal Kitap gibi dergilerde yazıları yayımlanır. Nice yazısı sansür yediği için Milliyet Sanat’ta yayımlanmaz. Tol isimli romanı Mahir Günşiray’ın yönetmenliğiyle Tiyatro Oyun evi tarafından sahnelenir. Yine Tol romanı 2007’de Almanca’ya çevrilir. Yazarın diğer kitapları arasında; Har ve Bazuka yer alıyor. Afili Filintalar’ın önemli isimlerinden biridir. “Burjuvalar ne yaparlarsa yapsınlar, isterlerse Mars’a gitsinler, bizim de “bir ihtimal daha var, o da devrim mi dersin” diye şarkılar söyleyeceğimiz günler olacaktır. ya biz kazanacağız ya da dünya yok olacak… ” sözleriyle bize umut verir.

Yeraltı edebiyatı tabii ki bunlarla sınırlı değil, yer üstünü beton bloklar ve okyanuslar kaplasa da yeraltı sınırsız. Özgürce dolaşıp, kafanıza uygun olanı seçebileceğiniz; stresten bunaldığınızda sizin yerinize içinizi boşaltan küfürleriyle kafanızı dağıta bileceğiniz; çeşitli sebeplerle siz isyan edemeseniz de onların isyanlarını okuyarak rahatlayabilirsiniz.

İster üstünden, ister altından; ne okursanız, okuyun ama yeter ki okuyun...

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube