ACAYİP DENEYLERİN HAYATIMA ETKİSİ

En son güncellendiği tarih: May 9

Yüksek lisans eğitimine psikoloji bölümü ile başlayıp da sosyoloji bölümünden mezun olan ender insanlardan biriyim. Bu mezuniyet olayının bu şekilde cereyan etmesinin birçok nedeni var. Ama en büyük nedeni psikoloji alanında yapılan acayip deneyler.

İlk dönemimde kendimi psikoloji ilmine verdiysem de saygın üniversitemin saygın bir profesörü, sınavda verdiğim cevaplardan etkilenmemiş olacak ki beni yetersiz bulmuştu. İkinci yılımda ise tekrar ettiğim dersten yeni bir hezimet yaşamamak için yeni arayışlara girdim. Konu gayet açıktı: Psikoloji biliminde yapılan deneyler. O dönemki kız arkadaşımın kurduğu "Belgesel gibi adamsın, kaldığın evde laboratuara benziyor." cümlesi hayatımı değiştirdi. İlk etapta bunun iltifat olduğunu düşünsem de daha sonraları aslında hakarete maruz kaldığımı anladım. Bir hafta boyunca her şarkıyla duygulanıp her Yeşilçam filmine ağladıktan sonra, laboratuara benzeyen evimde deney yapma kararı aldım. Plan çok basitti: Harlow'un maymunlarla yaptığı ilginç deneyin aynısını yapıp, hem teorik uygulamasını görüp hem de gönül verdiğim psikoloji dersinden geçecektim. Böylece bir taşla kuş katliamı yapmış olacaktım. Hemen harekete geçtim ve etrafta deney için maymun bulamayınca pet shop dükkânına gittim. Denek olarak kafeste bulunan maymunun birini gözüme kestirdim. Göz göze geldik. Kafeste bulunan maymun birden dile gelerek bana "Yabancı dil biliyor musun?" diye sordu. "Evet, İngilizce biliyorum" dedim. "Hangi seviyede biliyorsun?" dedi. Ben de "Derdimi anlatacak kadar." dediysem de yabancı dil seviyemin "This is a book" seviyesinde olduğunu anladı. Sinirlenip bana dört ayrı dilde hakaret etti. Son konuştuğu dil, la liga maçlarından aşina olduğum kadarı ile İspanyolca'ydı. Çok ağırıma gitti. Ağlayarak uzaklaşıp Clifford T. Morgan’ın Psikolojiye Giriş kitabını aldım. Harlow'un maymunlarla yaptığı deney bölümünü buldum. Denek olarak kullanabileceğim yavru maymun bulamadığım için eşten dosttan yardım istedim. Elde ettiğim sonuçları not ettim. Deney boyunca 50 kilo Anamur muzu tükendiyse de psikoloji dersinden yine kaldım. Sonuçta her şey psikoloji değildi. Yılmadım, kendimi bilime adadım. NASA'nın hayran kalacağı "uzaydaki kara delikleri saten alçıyla kapatma" konulu proje üzerinde çalıştım. Bu proje ile ilgili kırmızı hattan Amerikan Başkanı Obama ile görüştüm. Bana projeye olumlu yaklaştığını, fakat ekonomik kriz nedeni ile yeterli bütçelerinin olmadığını, ancak kendisine ait olan Kentucky Eyaleti'ndeki tarlasını satılığa çıkardığını, satıldığı takdirde de projeme destek olacağını söyledi. Ben de kendisine Kentucky Eyaleti'ne imarın gelmeyeceğini,  bu  yüzden satılığa  çıkardığı tarlaların para etmeyeceğini, projeye güvenen insanın gerekirse beyaz sarayı bile satması gerektiğini  söyledim. Ardından "Hüseyin benim artık bu saatten sonra yapacak bir şeyim yok, sonra küsmece darılmaca yok" deyip telefonu kapatıp Çinliler ile görüşmeye başladım. Projeyi duyan Çinlilerin gözleri fal taşı gibi açıldıysa da anatomileri icabı bu eylem anlaşılamadı. Hemen icraata başladık. Birkaç kara delik kapattıktan sonra meydana gelen ilk meteor yağmurunda saten alçıların kaybolduğunu tespit ettim. Yaptığım kontrollerde Çinlilerin üçüncü sınıf malzeme kullandığını görüp projeyi iptal ettim. Sonuçta mükemmeliyetçi bir insanım. Bu zihniyetle dünya bilimine hizmet edemezdim. Tekrar okuluma dönüp bölüm değişikliği için öğrenci işlerine dilekçe yazıp Sosyoloji Bölümüne geçtim.  Bu yazıdan çıkarılacak sonuç: 1. Eğitimli bir maymun eğitimsiz bir insandan daha iyidir. 2. Ne kadar saçma da olsa projelerine inan, hayallerinin peşinden koş. 3. Kentucky'de araziler fazla pirim yapmaz, yatırım için başka eyaletlere bak. 4. İnsanoğlu hayatta en az çaba gerektiren yolu seçme eğilimindedir. 5. Her şey psikoloji değildir. 6. NASA beni bulsun…

 

​ADAM OLACAK ÇOCUKLAR!

   

Birçoğunuz bu başlığı duyduğunda 90 larda neler vardı diye merak edecek. Yeni kuşak ise bu dönemi hiç bilmeyecek. Onlar için Rıdvan DİLMEN sadece bir futbol yorumcusu, kaset ile tahta kalem ise bilinmeyen en büyük iki denklem olarak kalacak. Bu ikili arasında bağı hiçbir zaman anlayamayacaklar.

Ne güzel günlerdi o günler. Sokakta oynayan ve cesaretle büyüyen son nesildik. Jakuzi olmadığı için ileğende çimerdik. Saçının yarısını normal şampuanla yarısını arap sabunuyla yıkayan neşenin kepek sorununu çözmek için uğraştığımız hijyenik günlerdi. Sebepsizce apartmanların zillerine basıp kaçtığımız, kendisini sevdiğimizden haberi bile olmayan sevgilimizin yapılı abisinden dayak yediğimiz buna rağmen radyoda sevdiğimiz için şarkı istemekten vazgeçmediğimiz, apartman önlerinde mahallenin kadınlarının topluca oturup kısır yaptığı, dedikodunun bile usulüne uygun olarak yapıldığı yıllardı. Süper babalar vardı, birde şiir tadında şarkılar.

İnsanın ruhuna değil ötesine sesleniyordu bu şarkılar. Müzik dinlerken enstrümanların tadına varabiliyorduk. İtfaiyeye inat her mektubun köşesini yakıyorduk. Jöle olmadığı için saçlarımıza limon sürüyorduk. Bmx marka bisikletlerle akrobatik hareketler yapıp yere düşüncede çaktırmadan bisikletin tekeri ile oynuyorduk. Evimize en uzak pastanede buluşup muhallebi yiyorduk. Pastane demişken pötibör bisküvi arası lokumu da unutmamak lazım. En sevdiğimiz futbolcu tsubasaydı. Hepimiz tsubasaydık, hepimiz şeker kız candydik. Masum hayallerimiz ve bu hayallerin peşinden koşacak cesaretimiz vardı. Biz doksanları çok sevdik. Siyahı da beyazı da çok sevdik. Aslında biz Michael Jackson’ı çok sevdik. Bayramlarda erken kalkan adam olacak çocuklardık gri rengi bilmeyen…

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube