AŞK ve ISTIRAP


“Evde yalnız değilim, iyi biliyorum... Hava olması gerekenden daha ağır ve böcekler daha sessiz. Tüm kapılar kapalı ve o... Tüm yaşananlar, önceleri, aklımın bana oynadığı basit bir oyun gibi geldi. Olmayanı görünür kılan bir oyun... Neden sonra tuhaf bir gerçeğin parçası olduğunu anlamaya başladım. İlkin, özenli bir el tarafından eşyalarımın yerlerinin değiştirildiğini fark ettim, sonra da aynı elin evin içinde dolanan yumuşak parmak devinimlerini...


Ve kapı eşiklerinde beni gözetleyen, çirkin tırnaklarını, yaralı gövdesini... Tuhaf bir gece, açık pencereden sıcak bir rüzgâr havalandırıyor tül perdemi. Garip bir huzurla bakıyorum tavanda asılı duran ilmeğe, pencereden esen aydınlığa... Biliyorum, yarı açık kapıdan izliyor çıplak bedenimi, usulca yaklaşıyor yatağıma; kocaman bıçağın üzerinde sallanan yatağıma... Ve sonra... Artık korkmuyorum. O da biliyor bunu, ama yine de...


Sonuçta yüzyıl sonrasından kalan bir başka adamdım onun için. Usulca kalktım ve yine kapadım kapıyı. Gölgesi, üzerimde… Sıcak rüzgârın aydınlattığı odamda, merak dolu bir başka rüyaya uyandım. Tozu dumana katarak uzun hâkî paltolu binlerce asker yürüyor bilinmeze doğru. Bir kadın, ojeli güzel elleri olan... Özlem ve aşkla karşısında duran adamın yüzüne dokunan... Aşkın kokusunu duyumsuyor, bir an duraksıyorum. Ne kadar da susamışım aşka ve şefkate. Kadınla göz göze geliyorum, aşk ve ıstırapla bakıyor bana. Ben de kadına...

Ne tuhaf! Adam, ne kadar da benziyor bana. Kan ter içinde uyandım. El, karşımda duruyor. Bileğinin tam üzerinden kesilen gri-yeşil rengine bakıyorum; incecik derisine ve sola doğru uzanan damar ve kemiğe... Sakınımlı ama korkmuyor benden. “Hazır mısın?” diye soruyor; aşk ve şefkatle. “Hazırım!” diyorum ve yatağımdan kalkıyorum, tavanda asılı duran ilmeğe usulca geçiriyorum boynumu. Yere düşen sandalyenin ve kırılan boynumun sesini, duvarda seri adımlarla ilerleyen elin devinimlerini duyumsuyorum. El, şefkatle çözüyor boynumdaki ilmeği. Yere düşüyorum. Hiç acımıyor tatlı ve tuhaf bir huzurla seğirten bedenim. Kendini, duvardan yatağa bırakışını hissediyorum. Bıçağı alışını ve bana yaklaşan yumuşak salınımını... El, usulca kesmeye başlıyor elimi, bileğimin tam üzerinden. Ruhumun akışını izliyorum elimin içine. Kalbim, artık kendi avucumda ve kaybolup gidiyoruz bilinmezliğin içinde; aşk ve ıstırapla...”


Yazan: İnan Palacı

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube