52 KOYU OLAN TARİHİ YARIMADA


Datça ve Yakın Çevresi Gezi Rehberi


Havaların iyiden iyiye ısınmaya başladığı şu günlerde içten içe yazın gelmesini, sıcak kumlardan serin sulara girmenin, mavi yolculuklara çıkmanın hayalini kurmuyoruz desek yalan olur. Dünyanın ve ülkemizin de başına büyük bela olan korona virüsü sebebiyle hepimiz kendimizi evlerimize hapsettik, hapsetmek zorunda kaldık. Öyle de olması gerekiyor ki ulusal egemenlik ve çocuk bayramımızı bile tüm Türkiye tek yürek olarak balkonlardan, pencerelerden okuduğumuz İstiklal Marşımız ile kutladık. Ama bugünler de geçecek. İnanıyorum. Yine düşeceğiz yollara, yine yudumlayacağız gün batımında içeceklerimizi, yine tabana kuvvet keşfedeceğiz sokakları ve bırakacağız kendimizi mavinin derinliklerine...

E madem bu kadar yaz hayali kurduk ve o günlerin geleceğine inandık haydi gelin bu süreçten kurtulunca bu hayalleri gerçekleştirebileceğimiz bir yere götüreyim sizi. 235 km’lik sahil şeridine sahip irili ufaklı tam 52 tane koyu bulunan coğrafi olarak Ege Bölgesinde, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü ve yılın 300 gününün güneşli geçtiği, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olan DATÇA.

Muğla’nın birbirinden güzel ilçelerinden sadece biri olan Datça’nın kara ile bağlantısı sadece Marmaris’tir. Coğrafyası da oldukça engebelidir. Bu yüzden araçla gidecek olanlar bol virajlı yolları hesap etmelidir. Konumu itibariyle de çevresindeki tüm hava limanlarına oldukça uzaktır. Eğer uçakla gidilecekse bile hava limanından araç kiralayıp öyle gezmenizi tavsiye ederim. Böylece koy koy gezmeniz ve maviye doymanız daha kolay olacaktır. Ulaşım problemini çözdüğümüze göre hadi gezmeye başlayalım :) 1. Eski Datça Datça yarımadasında antik çağlardan beri varlığını koruyup günümüze kadar gelmeyi başaran tek mahalledir. Taş evleri, begonvilli sokakları, sanat atölyeleri, butik otel ve pansiyonları ile adeta küçük Alaçatı diyebileceğimiz Eski Datça’nın ünü biraz da Can Yücel’in evinin burada olmasından kaynaklanıyor. Sokakları adımlayıp Can Yücel’in evini (ziyarete açık bir müze değil) ve onun sık sık gittiği Orhan Kahvesini görmek burada yapılacak en iyi aktiviteler. 2. Knidos Antik Kenti Antik dönemin en önemli ticaret merkezlerinden olan bir liman kentidir Knidos. Başlarda bir ada olan antik kent karaya bağlanarak yarımada haline getirilmiş ve iki yapay liman oluşturulmuş. 3000 yıl öncesinin seramik kalıntılarının bulunduğu ve yaşamın olduğu düşünülen şehir aslında dünyada bir ilk olan ve Dorlar’ın baş tanrıça kabul ettikleri Afrodit’e ithafen yaptıkları tapınakta asılı çıplak Afrodit heykeli ile dünyaca üne sahip olmuş. Lakin heykel kazılar esnasında çıkmamış. Şehre giden yol oldukça virajlı ve dar. Antik kente giriş ücretli olup eğer müze kart sahibi iseniz ücretsizdir. Diğer koylardan sıra gelir mi bilmem ama antik kentin içinde de yüzebileceğiniz koylar mevcut. Kentin içinde hizmet veren bir tane de kafe var. * Gelelim koylara :) Datça merkezde zaten restorantların sıralandığı kıyıdan denize girişebiliyor ama bizim amacımız daha güzellerini görüp en güzel sularda yüzmek. İlk durağımız merkeze sadece 3-5 km uzaklıkta olan; 3. Kargı Koyu Tuzlu suya tatlı azmak sularının da karıştığı çarşaf gibi düzlüğü ile insanı mutlu eden koy. Koyun girişinde bulunan otoparka aracınızı park ettikten sonra kıyı boyunca sıralanmış işletmelerden birinde takılabilir veya koyun sonundaki halk plajına geçebilirsiniz. Çakıllı bir koy olduğu için deniz ayakkabınızı giymeniz de fayda var. İşletmelerde bir şeyler yeyip içtiğinizde ekstra şezlong şemsiye ücreti ödemiyorsunuz. Eğer sadece şezlong kullanmak isterseniz ücretleri 20-30 tl aralığında değişiklik gösteriyor. 4. Hayıtbükü Pansiyon, otel ve bungalov evlerin bulunduğu çocuklu ailelerin daha çok tercih ettiği, isterseniz şezlong şemsiye hizmeti alabileceğiniz isterseniz de havlunuzu serip güneşlenebileceğiniz, işletmesi olan bir koy burası. 5.Kızılbük / Gabaklar Koyu Hayıtbük’ünden kafanızı kaldırıp sola doğru baktığınızda gözünüze takılan ve bir an aklınızdan buradan oraya yüzebilir miyim diye geçirdiğiniz güzellik olur kendisi. Koyda bir adet otel bulunmakta bu otelin imkanlarından yararlanabileceğiniz gibi ücretsiz bir şekilde keyif yapabileceğiniz alanı da mevcut. Ve biz tabi ki aklımızdan geçeni yapıp Hayıtbük’ünden Gabaklar Koy’una kadar yüzdük :) tavsiye edilir. 6. Ovabükü Bolca pansiyon ve apart bulunan koyda dilerseniz işletmelerin imkanlarından yararlanabilir dilerseniz de ücretsiz takılabilirsiniz. Gezdiğimiz koylar arasında denizi en dalgalı sahil şeridi en çakıllı olan koy burasıydı. Bu sebeple en az beğendiğimiz koy oldu kendisi. 7. Kurubük Kıvrıla kıvrıla inerken bir dağın yamacından tepeden görüntüsüyle insanı büyüleyen ve bir an önce inip yüzme hissi uyandıran bu koy işletmesi olmayan bakir bir koy. Çek arabanı sağa, al havlunu, giy deniz ayakkabını atla turkuazlığa :) 8. Palamutbükü İnternette Datça’da gezilecek koylar diye arama yaptığınızda listenin başını çeken koydur. Datça’nın en favori noktalarından biri olan Palamutbükü tertemiz suyu upuzun plajı ile Knidos Antik kentine gelmeden 12 km önce konumlanıyor. En turistik nokta oluşu kalabalıklığından hemen anlaşılıyor. Sıra sıra işletmeler, dip dibe şezlonglar ve aşırı kalabalık sevmeyenler pek hitap etmese de suyu gönül alır :) düşük sezonda eminim daha keyifli olur. 9. Balıkaşıran koyları Bu koylar tatilimizin en bakir en sessiz ve kimsesiz koylarıydı. Datça ile Marmaris sınırını oluşturan kuzey ile güney kıyıları arasındaki mesafenin 1 km uzunluğa kadar düştüğü bölgede yer alıyor. İşletme yok. Plajı yok denilecek kadar az. Direkt suya girebilirsiniz. Ama orman ve denizin en iç içe olduğu koylar diyebiliriz. Tatil süremiz boyunca görebildiğimiz bük, koy vs arasında en çok beğendiğimiz yer burası olmuştu. * Hazır bu kadar virajlı yolları aşmış ve alışmışken direksiyonumuzu Marmaris’in birkaç incisine kıralım ve görmeye gezmeye devam edelim. 10. Orhaniye Kızkumu Plajı Marmaris’in Orhaniye ilçesine giderken yol üzerinde bulunan plajdır. Tam ortasında bulunan sığlık sebebiyle denizin üzerinde yürüyormuş görüntüsü veriyor. Burası ile ilgili çeşitli efsaneler de söylenegelmiştir. 11. Turgut Şelalesi Eğer şanslıysanız jeep safari yapan turist kalabalığına denk gelmezsiniz:) Fazlasıyla tuzlu suyla haşır neşir olduktan sonra tatlı ve buz gibi soğuk suya kavuşmak çölde vaha bulmak gibi bir durum olacaktır. Buz gibi suyun içinden yürüyerek şelalenin yayıldığı alanı gezebilirsiniz. 12. Selimiye E buralara kadar gelmişken ufacık kendi halinde bir köy iken birden acayip meşhur olan Selimiye’yi görmemek olmaz. Turgut şelalesinden sadece 10 km ileride. Vaktiniz varsa elbette berrak suyunun tadını çıkarın ama bizim gibi vaktiniz kısıtlıysa köyü şöyle bir turlayıp paprikanın meşhur çilekli limonatası ve mastikası ile serinleyip yola devam edebilirsiniz. 13. Söğütköy Akşama gün batımında Vedat Milor onaylı ahtapotçuların birinde Söğüt köyünün sahilinde olmak yapılacak en güzel şey. Baştan söylemek gerekirse yolları oldukça virajlı ve yokuş. Bunu bilerek yola çıkın. Köyde konaklamak isterseniz de seçenekler mevcut. Pırıl pırıl da bir suyu var. Ahhh Muğla sen ne güzel bir şehirsin! Bütün güzel ilçeleri kapmışsın :) En kısa zamanda bu güzelliklere yine yeniden kavuşmak dileğiyle.



Yazan: Derya Öğrenci

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube