5-6 PLAK NEYİNE YETMEZ Kİ?

En son güncellendiği tarih: May 9


Plak koleksiyonerleriyle tanışanların ilginç yorumları olur genelde, toplanan onca plağı görünce. “Bu kadar plağa ne gerek var ki? Zaten hep sevdiklerini dinliyorsundur, onlar da ya 5 ya 6 tanedir” gibi. Veya “Hepsini dinliyor musun?” ya da en sevdiğim, “Aaa… Benim de plaklarım var, 12 tane oldu” gibi…

Kendi adıma, evet, dinliyorum hepsini. Plak dinlemek için pikabın başına geçtiğim her sefer, hiç şaşmadan dinlediklerim de var, bazen aylar sonra sıra gelenler de. Hatta bazen “Aa! Bu bende var mıymış?” diye şaşırdıklarım da. (Yok, bu şaka tabii ki. Her takıntılı gibi, o raflarda her birinin nerede durduğunu bilirim.) Plak dinlemek dediğim de şöyle: Plağı alıp kenarlarından ve göbeğinden tutarak, parmak izi bırakmamaya çalışarak kapağından çıkartırsınız. Üzerinde müziğin hapsedildiği yivlerin olduğu bölümü tutmamaya çalışırsınız; çünkü parmaklarınızdan yağlanabilir. Plağı platoya yerleştirir, devrini seçip pikabı çalıştırırsınız. Dönmeye başlayan plağı kadife plak silginizle usul usul silersiniz. (Zaten ilk aldığınızda, güzelce yıkayıp temizlemiş, sonra da naylon bir koruma zarfı içinde koleksiyonda duracağı yerine kaldırmıştınız.) Sonra iğne kalkar ve yavaş yavaş plağın üstüne gelir, zarif bir şekilde ağırca iner. İşte ilk çıtırtılar duyulmaya başlandı. Ben kendi adıma o çıtırtıları çok severim, bana sahicilik duygusu verir. Müzik yayılmaya başladığında, siz de plağın kapağını incelemeye başlamışsınızdır; ön ve arka kapak fotoğrafları, plaktaki şarkılar, şarkıcılar, besteciler, söz yazarları, aranjörler… Hele açılır kapaksa bu iş daha da uzun sürecektir. Sonra kapağı göz hizanıza dik bir şekilde yerleştirirsiniz ve plak bitene kadar kapağı ve çalan plağı seyredersiniz. Sonra müzik biter, iğne hafif bir ses çıkartarak plağı terk eder ve pikap susar. Plağı kenarlarından tutarak (malum, parmak ucundan yağlanma meselesi) yavaşça alır, çalarken oluşan statik elektrik nedeniyle toz yapışmışsa diye tekrar silersiniz ve kapağının içine yerleştirirsiniz. Ama mutlaka kendi kapağının içine. Ve rafta, ait olduğu yere bırakırsınız. Ve tabii ki, dik olarak. Plaklar asla yatay ve üst üste konulmaz. Evet, şimdi bir sonraki plağa geçebilirsiniz.

Plağı her dinlediğinizde, müzikte başka bir şey keşfedersiniz. Özellikle geniş orkestralarla yapılan kayıtlarda, hele pikap ve ses sisteminiz de ucuza kaçmadan edinilmişse… İşte o zaman plak dinlemek, büyük bir zevk ve asıl eylem haline gelir. Plak sadece dinlenmek için dinlenir. Siz başka bir işle uğraşırken arka planda pikap çalabilir ama plak dinlenmez.

Çünkü plak dinlemek, siz herhangi bir şeyle uğraşırken fonda çalan cd’yi dinlemek gibi bir şey değildir; emek ister. Müziğin sahiciliği uğruna harcanan emektir o, değer. Ve bir süre sonra siz sevdiğiniz her şarkıyı, her şarkıcıyı, orkestrayı o sahicilikle dinlemek isteyeceksiniz. Teknolojik koşullar nedeniyle analog kaydedilen eski plaklarla yakalanan o sahicilik, teknolojinin ilerlemesiyle ulaşılan tüm hataların silinebildiği dijital kayıtlarda rastlanması güç bir olgu. Şarkıyı seslendiren solistin nefes aldığı yerlerde nefes seslerinin silindiği ve tüm enstrüman kayıtlarının insanlar tarafından çalınmıyormuşçasına hatasız ve pırıl pırıl olduğu bir kayıt ne kadar sahici olabilir ki? Ya da samimi…

Başta insan ilişkileri olmak üzere neredeyse yaşamın her alanında karşıma çıkan, sahicilik ve samimiyet gibi iki önemli hasletin eksikliğini bu eski plaklarla ve onların çıtırtılarıyla telafi ediyorum, kendi adıma.

Bazen böyle uzun uzun anlatasım gelir, bazen de “Keşke bunu bana 3.500 plak almadan önce söyleseydin” der geçerim. “Yeni trend bu, kar’şim” diye, köşedeki kırtasiyeciden alınmış yeni baskı plağı D&R’dan alınma retro görünümlü pikabımsıda dinleyene neyi, nasıl anlatayım ki? Ha bir de, 12 de fena bir rakam sayılmaz, bir yerden başlamak gerek.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube