28 GÜN SONRA*


Bir süredir yalnızlıkla sınanıyoruz ve belli ki, bu sınanma belirsiz bir süre daha sürecek. Tarkovsky’ye hak verenler için bir sınav söz konusu olmasa da, büyük çoğunluk “hâlâ” normal olduğuna dair mesajlar paylaşma arzusuyla sosyal mecrada yazıyor, çiziyor. Normal olmak, kalabalık olmakla özdeşmiş gibi. Oysa yalnızlık, insan olmanın en yalın hâli ve tıpkı eski bir Selmi Andak şarkısındaki gibi, ömür yalnız yürüdüğümüz bir yol. “Ve ben yalnız” 1968 yılında Sevinç Tevs tarafından, ilk kez katıldığımız Yunanistan’daki Apollonia Müzik Festivali’nde söylenmiş. Plâk yapmak ise, bir yıl sonra Gönül Turgut’a kısmet olmuş. Yıllar sonra, Ersan Erdura tarafından da söylendi ve 1980 yılında piyasaya çıkan ilk albümüne isim oldu. 2000 yılında, Selmi Andak’ın 60.yılı için yapılan saygı albümündeki Nükhet Duru yorumu da, en az Gönül Turgut’unki kadar iyidir.


Yalnızlık, üzerine en çok şarkı yazılan konulardan. Biten sevginin ardından yalnız kalanları anlatan bir dolu şarkı var. Ertan Anapa’nın söylediği, Siyah Orfe’nin tema müziği üzerine Sezen Cumhur Önal’ın yazdığı sözlerle “Yine yalnızım bu bahar”, bugünlerde hâlimizi en iyi anlatanlardan biri. Baharı evlere kapanarak yalnız geçireceğimiz çoktan belli oldu da, bakalım yaz nasıl geçecek? 1974 yılında yaptığı 45liğin B yüzü şarkısında Asu Maralman bugünlerimizi anlatmış sanki:


“Bu gece sanki dünya ebedi uykusunda,

Yalnızlık kol geziyor dört bir yanda.

Ne bir ses duyulmakta, ne de bir kuş uçmakta

Sadece gölgeler var sokaklarda.

İşte ben hep bu saatlerde, gecenin bu anında

Dolaşan o gölgeler gibi gezerim yollarda”


Benim çok sevdiğim Asu Maralman şarkılarından olan “Yalnızlık” popun en önemli söz yazarlarından Çiğdem Talû tarafından kaleme alınmış. Issız sokakların gölgelere terk edildiği günümüz için yazılmış gibi görünen şarkı, genelde yerli beste söyleyen Maralman’ın çok az sayıda yaptığı aranjmanlardan. Başka bir yalnızlık şarkısında Nesrin Çetinel ise,


“Islak asfalt yollarda bir gölge gibi geziyorken

Kaderinden başka bir şey yok elinde, yalnızsın sen”


der. Ülkede son 45liklerin yayımlandığı 1980 yılından kalan bir şarkı bu. Demek ki bir dönem, yalnız olmak, sokaklarda gölge gibi yalnız dolaşmak olarak algılanmış. Bu minvâldeki bir başka şarkı da Sibel Egemen’in “Yalnız adam”ı. O da sokaklarda tek başına yürüyor. Takılıp düşse de, kendi başına kalkar ve kimseyle dertleşmez. “Sibel” isimli 1981 yılı albümünün kapanış şarkısı bu. Egemen, aynı albümde yer alan başka bir şarkısında da “Her macera sonunda yine yalnızım” der. Bu şarkı da Aynur Aksel’e aittir.


Tabii yalnızlık deyince ilk akla gelen şarkı “Yalnızım ben” oluyor. Bir film sayesinde popüler olup günümüz gençlerinin odağına düşen şarkı Nil Burak’ın sevilen şarkılarından. 1978 yılında plâk olan şarkının söz ve müziği Yaşar Güvenir’e ait ve sahibinden dinlemekte de yarar var. Şarkıyı, Burak’tan bir yıl sonra yayımladığı albümünde Güvenir de seslendirmişti. Geçmişte pek çok güzel işler yapmış,

koca koca kariyerler inşa etmiş şarkıcıların, müzisyenlerin bilgi yoksunu toplumun odağına sıradan filmler, dizilerle düşmesi ve o koca kariyerlerin bu filmler nedeniyle tek bir şarkıya indirgenmesi günümüzde olağanlaştı. Bilgiye ulaşmanın bunca kolay olduğu bir devirde, kimsenin araştırmaya, öğrenmeye çaba göstermemesi ve birinin ona dikte etmesini bekliyor olması son derece anlaşılmaz geliyor bana. Böyle olunca da, o sanatçı sadece film veya dizideki şarkıyla anılır oluyor. Tabii yıllarını müziğe vermiş sanatçının bu bakış açısını destekler biçimde, tüm kariyeri o şarkı üstüne kuruluymuş gibi davranması da, bir o kadar anlaşılmaz. Yaptığı iş kitlenin beğenisi üzerine kurulu olan sanatçının bu ilgiyi sürdürmek istemesini son derece doğal bulurken, beğeni karşılığı bu cehaleti desteklemesini doğru bulmuyorum. Ayrıca genel beğeni işin kalitesinin sorgulanmasını gerektirmez mi? Yıllarınızı vererek yaptığınız işten eminseniz, kariyerinizin geldiği noktada, tek tek kapıları çalarak kendinizi ve işinizi tekrar tanıtmak, “gençler beni tanısın” derdine düşmek ne kadar doğru? Ben yazarken sıkıldım. Yalnızlık şarkılarından söz edeyim derken, konu nerelere geldi.


Her zaman en sevdiğim 10 şarkıdan biri olan “Yalnızlığımı hissettiğim zaman” pikapta dönmeye başlıyor. Bu hüzünlü nefis şarkı, popun bence en önemli şarkı yazarlarından olan Bora Ayanoğlu’na ait. Şarkıyı önce Öztürk Serengil plâk yapmış ve Lâle Belkıs’a “Böyle bir şarkı var; sana çok yakışır, söylesene” demiş. Ve şarkı hakikaten Lâle Belkıs’a çok yakışmış; her seferinde hiç bıkmadan defalarca dinlerim.


“Yalnızlığımı hissettiğim zaman seni düşünüyorum

Meğer ne çok sevmişim seni, meğer ne çok sevmişim”


1974 yılında plâk yapılmış bu şarkıdan Kâmuran Akkor’un 1975 yılında plâk yaptığı bir şarkıya geçmek istiyorum. “Beni yalnız bırakma” 45liğin B yüzü için yapılmış bir şarkıydı ama her zaman 45liklerin B yüzünü daha çok sevdiğimden, benim çok sevdiklerim arasına girivermişti. Sözleri Ülkü Aker’e ait şarkı asıl ününü 1982 yılında Ferdi Özbeğen tarafından plâk yapıldığında elde etti. Bu kez, sözlerinde küçük bir değişiklikle ismi “Seni terk edeceğim” olmuştu.


Yalnızlığa alışanlar için bir Bülent Ersoy şarkısı var, alışamayanlar içinse bir Ajda Pekkan plâğı çalmak mümkün. Ersoy, 1977 yılında yaptığı plâkta “Yalnızlığa alıştım” derken, Pekkan ise “Ben yalnızlıktan bezdim, bu gece içtikçe içtim” diyor. Pekkan’ın şarkısında yine tenha sokaklar, gölgeler kol geziyor.


Sanırım herkesin pek sevdiği yalnızlık şarkısı, aslında yalnızlar için bir dua. “Yedi kocalı Hürmüz” müzikâlinin hit şarkısı pek çok şarkıcı tarafından yorumlandı, plâk yapıldı ama şarkıyı sahnede söyleyen Ayten Gökçer’den dinlemek daha farklı. Nerede söylense, herkesin hep bir ağızdan ve kalpten “3, 5, 7 tane isteriz” diye duaya durduğu şarkı keyiflenmek için birebir.


Dışarıdaki salgın tehlikesiyle sığınaklarımızda yaşamak zorunda bırakıldığımız, bolca dua dışında herhangi bir hükümet desteğinin olmadığı şu günler distopik bir bilim kurgu filmi gibi geçiyor. Bu süreçte en gerekli olan, kişinin psikolojisini güçlü tutması ve bu günleri sorunsuz atlatacağına inanıyor olması. Aksi takdirde sonumuz internette dolaşan ve Bernard Werber’dan alıntılan hikâyedeki denizciye benzeyecek. Yaratılan bilgi kirliliği ve yalnız bırakılmışlık duygusu bunu başarmayı güçleştirse de, bir şekilde herkesin yalnızlığından keyif almayı ve günlerini geçirmeyi öğrenmesi gerekiyor. Bazen kitaplarla, bazen plâklarla…


* 28 Days Later; 2002 yılı İngiliz yapımı, bilim kurgu filmi; yönetmen: Danny Boyle

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube