23 NİSAN 'DA ÇOCUK OLMAK(İŞÇİ ÇOCUKLAR ADINA)


Sabah ezanı ürperten güzelliği ile doldu evin içine. Kırılan camı yaptıramamışlardı hâlâ. Gazete ile yamalanmıştı pencere camı. Odaya ince bir sabah ayazı vuruyordu. Ürperdi Ali. Aylardır yıkanmayan, sarıdan siyaha dönmeye yüz tutmuş pikesine sarındı. Ezan son meyanda yükselirken o tatlı uykusundan kalkması gerektiğini bir kez daha anladı.

''Biraz daha uyusaydım ya ne olurdu sanki.'' diye geçirdi içinden. Üşüdü, ürperdi, kızdı. Kalktı sıcaklığını bıraktığı yataktan. Yerlere basamadı parmakları dondu, çok soğuktu. Uyumadan önce çıkardığı çoraplarını giydi. Annesi uyanmıştı belli ki. Mutfaktan çayın kokusu geliyordu. Kahvaltıyı hazırlıyordu Ali'nin annesi. Ali elini yüzünü yıkadı, oturdu yer sofrasına. Dünden kalma bir parça ekmek, köy peyniri ve birkaç zeytin vardı sofra da. Kardeşi uyanmamıştı henüz. Onun için erkendi bu saat. Saat sabahın beşiydi. Ali'de daha çocuktu 13 yaşındaydı. Ama kalkmak zorundaydı tatlı uykusundan o zemheride. Zayıf elleri ile ekmeği bölerken belki de hayatını da bölüyordu elleriyle. Diğer çocuklar gibi sıcak yatağında yatamazdı. Onu diğer çocuklardan ayıran onun hayatını bölen fakirlikti. Babasını daha 30 gün önce hastalıktan kaybetmişti Ali. Daha yeni işe başladığı bir hastanede temizlik görevlisi olarak çalıyordu Hasan. Ama kısa bir süre sonra Corona'ya yakalanmış ve 1 hafta içinde de ölmüştü. Öksüz kalmıştı Ali ve kardeşi. Annesi Fatma dul kalmıştı.


Ali' nin babası Hasan uzakta bekleyen birkaç mahalleli ve ailesinin katılımı ile gömülmüştü ıssız bir mezarlığa. Evlerine kimse gelmedi taziyeye. Kapıdan biraz para sıkıştırdı görevliler. Bir koli de erzak verdiler; işte, hepsi bu. Sonra beyaz tulumlu maskeli sağlık çalışanları geldi evlerine. Temaslı bulaşan olabilme ihtimallerine karşı testleri yapıldı ve 14 gün hiç dışarı çıkmamaları gerektiği söylendi onlara. Yiyecekleri ve içecekleri 14 gün yeterdi belki ama ya sonra? Zor bela geçti günler. Her gece dualar okudular babalarının göçüp giden ruhuna. Annesi günler boyu gözyaşı döktü, içine kapandı. Ali düşünüp durdu bundan sonrasını. Kardeşi sıla vardı. Ona kim bakacaktı, kim doyuracaktı karınlarını. Dışarıdan gelen birkaç parça yardım ile nasıl dönecekti bu çark. Yapılan testler negatif çıktı. Yüzleri gülmese de teselli oldu bu onlara. Ali, 14 gün sonunda ilk kez dışarı çıkmıştı. Ali, bir daha okula gitmek ya da oyun oynamak için dışarı çıkmayacağını anlamıştı. Zaten okullar da salgın yüzünden kapanmıştı. Ve dışarıda hiç arkadaşı kalmamıştı. Salgın yüzünden herkes korku içindeydi. Dışarıda herkesin yüzünde maske vardı. Ama Ali'de maske yoktu. Çünkü maskesi yoktu. Artık yapacak tek bir şey vardı. İş bulmak ve çalışmak… Cılız bacakları, çamurlu ayakkabıları ve ince ceketiyle sokak sokak dolaştı o gün Ali. Ama bütün dükkânlar kapanmıştı. Belki bir berbere çırak olarak girerim diye düşündü ama berberler bile kapanmıştı. Marketler ve bakkallar Ali'nin küçük yaşından korktular iş vermediler. Birkaç fırına sordu ama o da olmadı. Eve dönerken bir fırına daha girdi. Beyaz saçlı, beyaz sakallı nur yüzlü bir amca karşıladı onu fırında. Amca Ali'nin ekmek almaya geldiğini sandı.


“Kaç ekmek evlat?” diye sordu.

“Ben iş arıyorum amca.”dedi Ali.

Fırıncı amca şaşırmıştı.

“Gel bakalım şöyle evlat anlat bakalım neden iş arıyorsun?”


Ali başından geçenleri büyük bir adam gibi anlattı fırıncı amcaya. Malum ortada bir salgın vardı. Ali babasını bu salgından kaybetmişti. Fırıncı ellerini beyaz sakallarında gezdirdi. Düşündü biraz.


“Bak evlat biliyorsun hepimiz tedirginiz salgın ortalığı kasıp kavuruyor. Test yapıldı ve negatif çıktı demiştin. Yarın sağlık raporunu getir bakalım bana. Ona göre sana iş verebilirim belki. Ama bundan sakın kimseye bahsetme yoksa küçük bir çocuğu çalıştırmaktan bize ceza keserler.” dedi.


Ali 'nin günler sonra yüzü gülmüştü. İş bulmuştu çünkü evine ekmek getirecekti. Ali, fırıncının kapısından çıkmak üzereyken fırıncı amca seslendi Ali' ye. Ali 'yi bir korku saldı. Acaba fırıncı vaz mı geçmişti onu işe almaktan?


“Dur bakalım evlat, nereye öyle hemen?” dedi fırıncı.

Ali kapıdan geri döndü yüzünü Fırıncı amcaya. Fırıncının elinde bir poşet vardı Ali' ye uzattı.


“Al bunları bakalım evine götür. Ekmekler sıcacık fırından yeni çıktı. Bir kaç tane de kurabiye koydum poşete. Kardeşinle birlikte yersiniz. Yarın bekliyorum erken gel evlat,” dedi.


Ali koşup ellerini öpmek istedi Fırıncı amcanın ama geri çekti kendini. Çünkü artık el öpmek, sarılmak, el sıkmak bile yasaktı. Çünkü salgın hastalık vardı. Teşekkür edip koşarak eve geldi Ali. Annesi sıcak ekmekleri görünce çok sevindi. Sıla kurabiyelerini afiyetle yedi. Uzun zamandır ilk defa yüzleri güldü. Ertesi gün Ali işe başladı fırında. Kimseler görmesin, diye sabah ezanı ile yola çıkıp akşam da hava kararmadan eve giderdi elinde sıcak ekmekler ile. İşte yine o gün sabah ezanı ile uyanmış ve yola çıkmıştı işe gitmek için. O gün sokağa çıkma yasağı vardı. Çok dikkat etmesi gerekirdi. Hele bir yakalanırsa ceza alabilirdi. Sokaklarda kimseler yoktu. Hava serindi. Kuşlar ötmeye başlamıştı. Sahipsiz köpekler dolaşıyordu parkın içinde. Yeni yeni filizlenmeye başlamıştı çiçekler, bahar kokuyordu her yer. Ve Kırmızı Türk Bayrakları asılıydı camlarda, balkonlarda. Sıcak ekmek ve çörek kokusu sardı tüm benliğini fırına girerken. Bu kokuyu kim sevmezdi ki… Fırınlar anne kokardı, baba kokardı, fırınlar aile kokardı. Fırıncı amca bugün daha neşeli gibi geldi Ali'ye. Yüzü gülüyor şakalar yapıyordu. Sabahın ilk ekmekleri raflara dizildi. Müşteriler azar azar fırına gelip ekmek almaya başladılar.

''Ali gel bakalım evlat.'' dedi fırıncı amca.


Ali'nin her yanı una bulanmış şekilde geldi fırıncının yanına.

''Ali hadi bakalım üstünü başını değiştir, evine git.” dedi.

Buraya kadardı işte. Kovulmuştu sonunda. Boynunu büktü Ali.

''Hakkını helal et amca.” dedi.

“Hele dur evlat, niye öyle dedin şimdi?”

''İşten kovuldum ya ondan işte.'' deyiverdi.

Fırıncı amca koca göbeğini tuta tuta gülmeye başladı.

''İşten kovmadım, izin verdim sana bugün.''


''İyi de amca neden? '' diye sordu Ali

Fırıncı amca gülmeyi bıraktı. Yüzü asıldı, içi buruldu. Tüm çehresine yansıdı hüznü.

'' Bugün günlerden ne Ali?'' diye sordu fırıncı.

''Bilmem. Ben artık günleri sayamıyorum ki amca. Unuttuk her şeyi derdimizden.''

“Gel bakalım evlat yanıma.” dedi fırıncı amca. Önce onun öksüz başını okşadı. Sonra cebinden çıkardığı bir miktar parayı ve yine içine doldurduğu ekmek ve çörek dolu poşeti verdi.

''Bugün 23 Nisan Ali. Yani, bugün sizlerin, çocukların bayramı… Hadi haftalığını ve biraz da harçlık verdim sana güle güle harca. Şimdi evine git. Ve kardeşinle 23 Nisan Çocuk bayramını kutla. Amaaa yarın erkenden işinin başında ol emi evlat.'' dedi.

Ali uzun zaman sonra ilk defa bu kadar çok mutlu olmuştu. Onun çocuk olduğunu hatırlayan bir amcası vardı artık. Gözleri doldu ama ağlamadı. Çünkü o artık büyümüş bir çocuktu.


Erken büyümek zorunda olan işçi çocuklara selam olsun.


Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube