2019’A VEDA

En son güncellendiği tarih: Nis 18



2019

Ah hayatımdan ne çok şey götürdün. Kendimi kaybettim ben senin sokaklarında. Yolumu bulamadım, tamam dedim. Buraya kadarmış. Ne elden, ne dilden. Gönülden gelen bu kadarmış. Herkesin bir dağı varmış. Senin dağına yağacak olan kar tamamlanmış. O kadar acıttın ki üstümü örtemedim uyurken, uyuyanın üstüne kar yağarmış. Anladım.

Önce babamı aldın benden, nefes alırken kaybetmek neymiş, üstün açık kalırsa açık kalacağını bildiğinden kıpırdamadan uyumak neymiş öğrettin. Güçlüydüm perdenin arkasından, biri perdeyi aralayıp beni görsün istedim. Sonra perde elimde yaşamayı öğrendim. Günler geçti. Hissediyordum gelecek olan huzursuzluğumu… İnsan misafirine hazırlık yapmalıydı, öyle öğretilmişti. Kalktım, bir çay koydum gelene. Ve açtım kapıları, açarken bilmiyordum bunca yıkıp dökeceğini... 2019, annemi aldın benden. Kalmıştım öylece. Hava soğuk, gidecek yerim yok. Çaresizlik neymiş, insan kalabalığın arasında nasıl kimsesiz kalırmış, anladım.


Artık ayakta duramıyor, sesimi duyuramıyordum. Bir kalemim vardı beni bırakmayan, onu da kaybetmemek için kendim bırakmıştım. Sonra bir dileğim gerçek oldu, uğruna dualar ettiğim, hele bir olsun kaç çocuk doyuracağım dediğim bir dilek. Kendimi doyuramadım, kimsesizler mutlu olamazmış, anladım.


Uyuyamadığım gecelerin içinde uyandım, gözyaşlarım boğuyordu göz pınarlarımı. Alışık olduğumdu, anormal bir şey yoktu. Ta ki gözüm cama takılana kadar. Sandım ki bırakırsam kendimi çıkar aydınlıklar karanlığa. Omuzumdaki yükler benden önce çakılır yere. Yüküm olmazsa kanatlanır, uçarım sandım. Cama ayrı, kendime ayrı ağladım. Kendimi boşluğa bırakmaktan değil de ardımdan pencerenin açıklığını görüp kendini bırakacak olanlardan korktum. Yüreğime ağır geldi geceler, uyanmaktan korktum. Oturttun bir koltuğa, içimde sıkı sıkı örttüğüm pencereleri aralattın. Hanelerdeki sayılar değişti. Küçücük bir kız olarak kaldım…


Ah sarılabilseydim çocukluğuma...


Kimsenin görmeyi istemediği yaralarıma kabuk bağlatsam ellerimle. O küçücük kıza döksem yüreğimi, geçecek desem, sen bir uyu uyan hepsi geçecek. Şimdi geçmiyor çünkü. O küçücük kız uyursa geçer belki. Gel diyebilseydim, gel gir yuvana. Bilmeyene küçük bir not düşseydi kelimelerim. Hani o bacaklar kırılır, ortada kalan üçgen boşluğa ufacık bir kız çocuğu sığar sadece. Yuvadır orası, babasının kızına yarattığı o ufacık dünya. Kimseler zarar veremez ona orada. Herkes göremez etrafta bekleyen eli mızraklı askerleri, gökyüzünde bekleyen ebabilleri. Değil kötü adamlar, ağzından alevler döken ejderhalar gelse rüzgarında tek derece yükselmez. Babası yaratmıştır o küçük kıza o dünyayı. Kim yıkabilir, kim verebilir o yuvada o kıza bunca zararı ?


Babasından başka…

Ah sarılabilseydi çocukluğuna...

Gel diyebilseydi, gel uyu her şey geçecek. Eğer uyumazsan küçücük bir kızken, uyuyamayacaksın bir daha. Dünyaları da verseler oyununa, güvenip de bir daha kapatamayacaksın gözlerini. Çıt çıksa evde kulakların duymasa, yüreğin hep duyacak. Çünkü bir kere fethedildi senin kalen, yıktılar duvarlarını. Yerle bir ettiler şehrini. Korumakla yükümlü olduğun gözyaşlarını yanan şehrine serptiler. Yangın sönecekti elbet, ama etraftaki is lekesi, onu çıkaramayacaklardı. Çünkü karadutun yaprağı çıkarırmış lekesini, tıpkı yangının isinin bir başka yangında son bulduğu gibi.

Çivi çiviyi sökecekti, yıkım daha büyüğünü getirecekti beraberinde. Çünkü o şiirleri doğuran yalnızlık, öldürecekti şairini.

Ah sarılsalardı çocukluğuna…


Yazan: Dilara Öztekin

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube