2001 ESKİ TÜRKİYE'NİN SON YILI / MİRGÜN CABAS

En son güncellendiği tarih: Tem 6




Yazar Adı: MİRGÜN CABAS


Kitap Adı: 2001 ESKİ TÜRKİYE'NİN SON YILI


Yayın evi: CAN SANAT YAYINLARI


Basım Yılı: HAZİRAN 2017 (1. BASKI)


Türü: İNCELEME


Sayfa Sayısı: 539


*Değişik tarzlar okuduğum; tarih, anı, biyografi, araştırma türlerini sevdiğim için bu kitabı bir arkadaşım gönderdi. İyi de etti, dönemin unuttuğumuz birçok haberini, yaşanan olaylarını hatırladım. Bir belgesel gibi.


*Mirgün Cabas; Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1993'te Milliyet gazetesinin Ankara bürosunda başladı. 1996'da ATV'de televizyona adım attı. Başkentte siyasi parti, başbakanlık ve parlamento muhabirliği yaptı. 1998'de çalışmaya başladığı NTV'de çok sayıda bülten ve farklı formatlarda program hazırlayıp sundu, kanalın haber merkezini yönetti. NTV'deki Mirgün Cabas'la Her Şey programını, Artı1 TV ve CNN Türk'te sürdürdü. Milliyet gazetesinde yazarlık, GO Türkiye dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı.


*“Türkiye nasıl değişti? Bazı şeyler nasıl da hiç değişmemiş? Her şey başka türlü olabilir miydi? Ve tabii asıl soru: Biz buraya nereden geldik?” Mirgün Cabas, 2001’in, Eski Türkiye’nin son yılının hikâyesini anlatıyor. Önce iktidarın, sonra düzenin, nihayetinde rejimin değiştiği bir sürecin sıfır noktasında ne vardı Masadan havalanıp krize konan anayasa kitapçığı… Başbakanlık önünde sıraya giren protestocular… Banka enkazları vardı. First class kaçıp ekonomi sınıfında polislerin arasında geri getirilen işadamları… İsimlerinden fal tutulan yolsuzluk operasyonları… Piyasaların görevden aldığı bakanlar… “Başbakan sağlıksız mı yoksa sadece bakımsız mı?” tartışmaları vardı. TÜSİAD’ın her konuda fikrinin olduğu ve bunları açıklayabildiği günler… “Tek kişi partisi olmayacağız,” diyen AKP’nin Anayasa Mahkemesi sayesinde “normal doğum”la dünyaya gelişi… Askerlerin siyasetçilere bitmeyen kini... Tüm bunların arasından uzaylıya taş atan köylü, İtalya’ya Fiorentina biletiyle gidip Milan üzerinden dönen Fatih Terim, “profesör” lakaplı kapkaççılar, konuklarına, “Efendim siz şarlatan mısınız?” diye soran anchorman’ler, mallarını karılarıyla paylaşmak istemeyen ama dondurulmuş embriyoya miras bırakma peşindeki milletvekilleri, Öcalan’ı İmralı’dan kaçırma teklifini reddeden PKK’lılar, cezaevinde kafa kesen çeteciler bize bakıyor. (Bunları okuyunca benim de aklıma 'çiçek sulayan milletvekili geldi. Neler görmüş, yaşamıştık...) Aktörlerinin ve tanıklarının da katkılarıyla 31 kısım tekmili birden, Eski Türkiye’nin yoğun bakımdaki günlerinin hikâyesi… (Arka kapak)


*Bu bir anı kitabı değil. Arşivlerden, haberlerden yola çıkıp 2001 yılını elden geldiği kadar nesnel bir dille bugüne taşımaya çalıştım. Taradıklarım gazetecilik yaptığım döneme dair haberlerdi. Karşıma çıkan haberlerin bir kısmı tanıdıktı, bazıları, "Vay canına, bu da olmuştu." dedirtti. Bazılarıysa tamamen aklımdan silinmiş. Her şey hızla akıp giderken dönemin yetişkinlerinin çoğunun unuttuğu, gençlerinin çoğunun da haberdar bile olmadığı bir dönemi bugüne taşımaya çalıştım. Yeni kurdukları partide asla bir lider diktatöryası oluşmayacağı sözü verenlerin, "Ülkeyi hiç kimsenin muz cumhuriyetine dönüştürmeye hakkı yoktur." diyenlerin nereye geldiğini görüyoruz ama nereden geldiklerini bilsek, hatırlasak fena olmaz. Ortada Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın İstanbul’da orman arazisine yapılmış bir evi olduğuna dair bir haber var. Bunu sormak için bakanı arıyoruz. Telefonla canlı yayına katılmayı kabul ediyor. Yayında Banu'yla Unakıtan'ı sıkıştırmaya çalışıyoruz, o da benim mal varlığımı sorarak karşılık veriyor. Sorularımızı sorup yayını bitiriyoruz. Bugünden 15 yıl sonra, 2017 yılında yaşanış benzer bir anıyı anlatacak kimseyi bulamayacaksınız. Bugün bir bakanın yolsuzluk iddiasına cevap vermek için yayına katılması bir yana, iktidarla ilgili yolsuzluk haberi yapmak, kategorik olarak yasak olduğundan... Nisan 2017, İstanbul / Buraya Nereden geldik?

*Kitap haber diliyle yazıldığı için hızla okunuyor. Haber derlemeleri olduğundan yazarda uzun yorumlar yapmamış. Bende yorumdan çok yeri geldiğinde bana hatırlattıklarını ya da olanların bana yaşattığı etkileri yazacağım. Önceliğim kitaptan alıntı yaparak dönemi aktarmak, dolayısıyla her zamanki kitap yorum /incelemeleri gibi olmayacak, bazen akış bozulabilir, yaptığım alıntı ve notlar sayfalarda ileri geri yaptırabilir, bazı yerlerdeyse geri dönmemek, uzatmamak için () parantezle hatırlattıklarını, yaşattıklarını paylaşacağım mümkün oldukça tarafsız olarak.


*Kitaptan bazı bölüm başlıkları:


+Anayasa Kitapçığı Havada, MGK Şokta, Kriz Kapıda: "Yüzde 25'lik Cumhurbaşkanı, Nankör kedi"


+Meşhur 2001 Krizi: Borsa dipte, işsizlik ve dış borçlar zirvede


+Ve Krizin On İkinci Gününde Kurtarıcı Uçaktan İner " Madonna geldi sandım, Derviş Pop Yıldızı gibi..."


+Protesto Eylemleri: Yazarkasayla Tarih Yazan Esnaf, Ecevit'e Karşı


+18 Özel Banka Battı, Devletin Zarar Hesabı Çok Karıştı


+Koalisyon Hükümetinin Askerle Bir Dargın Bir Barışık Günleri


+Ecevit'in Sağlık Durumu: Sağlıklı mı, Hasta mı, Sadece Bakımsız mı? (Ne acı o dönemde başbakandan sağlık raporu isteniyor. Bugün 65 yaşında bir kişi kendine ait bir işlem için günlük sağlık raporu almak zorunda. Oysa 600 milletvekilinin 56sı 65 yaş ve üzeri. Emeklilik yaşı da 65'ten 61'e indirildi. Milletvekillerinde emeklilik ve sağlık raporu durumu????)


+Bir 2001 Efsanesi: Uşak'ın Narlı Köyüne İnen UFO "Uzaylıya taş attık, o da karşılık verdi" (bu başlık bana dronları, iha hatırlattı acaba gördükleri UFO değil de iha mıydı? Ne de olsa o dönemde bunlar bilinmiyordu)


+Mecliste Komisyon Kilitleyen Madde: Evlilikte Mal Paylaşımı


+Medya, Magazin, Karambol: Reha Muhtar, Televole, BBG veee Daha Fazlası!


+Dijital Çağın Derinliklerine Doğru: 900'lü hatlardan İnternete, ICQ'dan MSN'e


* Cumhur başkanı Ahmet Necdet Sezer'in, 57. hükumet için demir leblebi olduğu, 2001 yılına girilmeden önce anlaşılmıştı. Yıl başında yapılan anketlere bakılırsa Sezer'in cumhurbaşkanı seçilmesi yılın en olumlu olayı olarak görülüyordu. Onu Galatasaray'ın Avrupa zaferleriyle bankalar ve çete operasyonları izliyordu. Bu operasyonlara imza atan içişleri Bakanı Sadettin Tantan en beğenilen devlet adamları sıralamasında Sezer'i takip ediyordu. (sf.25-26)( Tantan denilince emniyet müdürlüğü zamanında ünlü olan, biz yaştakilerin unutmadığı meşhur pardösüsü aklıma geldi.) Kendisini öneren hükumetle kanlı bıçaklı hale gelecek Sezer, halkın en başarılı bulduğu isimdi. İki ay sonra, anayasa fırlatma krizinin ardından yapılan bir başka kamuoyu yoklamasıysa mevcut siyasi partiler için yaklaşan yıkımı açıkça gösteriyordu. Mart ayında "Bugün seçim olsa" sorusuna cevap arayan ankette, kararsız kalanların ve "hiçbiri" diyenlerin oranı yüzde 50'yi buluyordu. Daha da ilginci partilerin hiçbiri seçim barajını aşamıyordu. (sf. 239-240)


*Meşhur 2001 Krizi: Borsa dipte, işsizlik ve dış borçlar zirvede. Bu başlık ister istemez birçok şey hatırlattı. Kriz öncesi teşvikle verilen dövizli krediler, döviz borçları birçok tüccarı, küçük esnafı batırdı. Bir gün önce 670 bin TL olan dolar 1 milyon TL'yi aştı. Yakın arkadaşımda bu dövize endeksli teşvik kredisinden almıştı, bir gün önce her şey yolundayken bir gecede borcu ikiye katlandı; atölyesi, evi, arabası dahil her şeyini kaybetti ve kayınpederinin yanına taşındı. Ben ise Ekim ayında yeni girdiğim işyerinden kriz sonrası kemerleri sıkma, küçülme önlemleriyle işten çıkarıldım.


*1990'ların sonunda Türkiye'de bankalar üçe ayrılıyordu: kar etmek için kurulanlar, zarar etmek için yönetilenler ve organize suçlara alet edilenler. 2001 Krizi'nin sebepleri arasında son ikisi de vardı. Bankacılıkta sistem şöyle işliyordu: Kamu bankaları kredi dağıtıyor (tabii bunlar sıradan vatandaşlar değil ), bunların geri ödenmeyeceğini biliyor, bunun adına "görev zararı" deniyordu. O dönemin yaygın deyişiyle, kamu bankaları birer "Kara Delikti."


*"ABD'de özellikle ülkeyi yönetmeye aday olanların, sadece geçmiş siyasi performansları değil, aynı zamanda ilkokul karneleri bile gündeme gelir, ailesi, çoluk çocuğunun yaşamı mikroskop altına alınır." Ufuk Güldemir röportajından


* Bu kocaman kitapta bir cümle çok dikkatimi çekti, paylaşmak istedim:" Tekrar birinci lige çıktık. Gerçekten tarafsız bir cumhurbaşkanı olarak, rahmetli Demirel'in sağduyulu ve pratik tarafları sayesinde." Altan Öymen röportajından. Aslında olması gereken bu değil mi? Neden olması gereken olduğunda takdir ediyoruz? "GERÇEKTEN TARAFSIZ BİR CUMHURBAŞKANI" olmak çok mu zor?


*Çok izlenen dizilerden Deli Yürek de dizideki silahlı sahneler yüzünden RTÜK'ün gazabına uğrayan yapımlardandı. Gençleri mafyaya özendirmekle suçlanan dizinin yapımcısı, dizinin kahramanı Yusuf Miroğlu'na silahı bıraktıracağını açıklıyordu. (sf. 460) (Çok güzel, peki aynı RTÜK, 3 sene sonra Kurtlar Vadisi yayına girdiğinde ne yapıyordu? Ona neden izin verdi?)


*Reha Muhtar'dan göçmen krizine, yerli dizilerden Siyaset Meydanına, BBG'den UFO taşlayan köylülere, bankacılık/ ekonomik / basın krizlerinden MSN'e daha pek çok haber, olay var. O yılları bilenler için yaşananları, unutulanları hatırlatan; bilmeyen genç kuşaklar içinse olanları öğrenecekleri bir kılavuz niteliğinde.


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube