1984 - George Orwell

En son güncellendiği tarih: Nis 18


1984 / George Orwell

Yazar Adı: GEORGE ORWELL

Kitap Adı: 1984

Çevirmen: CELAL ÜSTER

Yayın evi: CAN SANAT YAYINLARI

Basım Yılı: ŞUBAT 2011 (30. BASIM)

Türü: BİLİM KURGU

Sayfa Sayısı: 350


📚 Ben de nihayet George Orwell'ın 1984 adlı politik-alegorik romanını okudum. Dünya Klasikleri arasında olan bu eser senelerdir çok okunan / çok satanlar listelerinde.


📚 George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra), 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zekâ, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizme karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. Orwell'ın hayatı, sonradan yazılarını etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Burslu okuduğu Eton Kolejinden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş; kısa süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur. Gençlik döneminde Fransa'da bulunmuş, türlü mesleklerde çalışmış, para sıkıntısı gerek yazarlığa başlamadan önce, gerekse ilk yapıtlarını kaleme aldığı yıllarda yakasını bırakmamıştır. Orwell'ın ömrü, henüz kırk altı yaşındayken noktalanmıştır. Hayvan Çiftliğinden sonra geniş çaplı bir üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu tüberküloz (verem) hastalığı, hayatının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yol açmıştır. II. Dünya Savaşı boyunca Observer gazetesinde çalışmıştır. 1945 yılında eşini başarısız bir ameliyat sonrasında kaybetmiş, ölümünden kısa bir süre önce yeniden evlenmiştir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmıştır.


📚 Celal Üster, 1947'de İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğrenim gördü. Cumhuriyet Gazetesi kültür servisini yönetti, Cumhuriyet Kitabın yayın yönetmenliğini üstlendi. 1983'te George Thomson'ın Tarih öncesi Ege adlı yapıtının çevirisiyle Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Ödülüne değer görüldü. Yaroslav Hşek'ten George Orwell'a, D. H. Lawrence'tan Iris Murdoch'a, Juan Rulfo'dan Jorge Luis Borges'e, Maria Vargas Liosa'dan John Berger'e, Paulo Coelho'dan Roald Dahl'a pek çok yazarın yapıtlarını dilimize kazandırdı.


📚 Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. George Orwell’ın kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgahlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. (arka kapak)


📚 Kitap hakkında birkaç not:


✏ George Orwell, kitabın geçtiği yıl olarak aslında 1980 yılını seçmiştir. Fakat kitabın tamamlanması, Orwell’ın hastalığının da etkisiyle uzadıkça yılı, 1982 olarak değiştirmiş, sonrasında ise 1984 yılında karar kılmıştır. Bunun nedeni ise Orwell’ın kitabın yazımını 1948 yılında tamamlamasıdır. Orwell, 1948’in son 2 rakamının yerlerini değiştirmeye karar verir. Böylece kitap 1984 adı ile basılır.


✏ Hikayesi distopik bir dünyada geçer kitabın. Distopya romanlarının ünlülerindendir. Kitapta geçen "Big Brother ", "düşünce polisi" gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır.


✏ Orwell, romanı İskoçya'nın batı kıyısı açıklarında Hebridlerdeki Jura adasındaki evinde verem ile boğuşurken 1946-1948 yılları arasında yazmıştır. Roman, Avrupa'daki Son Adam (The Last Man in Europe) ismiyle yazılmıştır.


✏ Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya isimli romanıyla birlikte, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört İngiliz edebiyatının ilk ve en ünlü anti-ütopik edebi eserlerindendir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve içerdiği terminoloji mahremiyet tartışmalarında sıklıkla ortaya atılmış ve kalıplaşmıştır. Kitap birçok farklı dile çevrilmiştir. 20. yüzyılın en etkili romanlarından biri olmasının yanı sıra satış anlamında da çok başarılı olmuştur.


✏ Sinema uyarlamalarına göz attığımızda önce Michael Radford tarafından yönetilen, John Hurt ve Richard Burton'un rol aldığı 10 Ekim 1984'te vizyona giren film dikkatimizi çekiyor. Ama kitabın ilk sinemaya uyarlanması 1956'da Michael Anderson tarafından yapılmış, başrollerde ise Edmond O'Brien, Jan Sterling ve Michael Redgrave rol almış. İlginç olan ise her iki filmin de IMDb puanları neredeyse aynı; 7,0 ve 7,1.


✏ 2018 -2019 sezonunda Taner Barlas’ın kurguladığı, Rutkay Aziz’in yönettiği ve aynı zamanda rol aldıkları "1984 (Büyük Gözaltı)" adıyla İstanbul'da tiyatro uyarlaması olarak sahnelendi.


📚 Celal Üster, kitap ve Orwell hakkında aydınlatıcı bir ön söz yazmış. Bu ön sözün bir bölümünde; "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yalnızca gelecekte oluşabilecek totaliter bir otomatlar toplumuna yönelik duyarlı, bilgece bir uyarı mıydı, yoksa bu romanın betimlediği kara basanlarda, içinde yaşadığımız günümüz toplumlarının, gerçek dünyanın görünen/ görünmeyen, belli / belirsiz, açık / örtük izleri ile gizlerine mi tanık oluyorduk?" demiş. Ben bu soruya cevap aramıyorum. Ama "otomatlar toplumu" deyimi hem hoşuma gitti hem doğru olduğunu gördüğüm için üzüldüm. Dışarı çıktığımda 40 senedir yaptığım gibi gözlemlerimde gördüğüm; metro- metrobüs, vapur - metro, otobüs - metro aktarmaları tam bu deyime uygun. Tam bir otomatlar toplumu olmuşuz; bir güruh, bir sürü (alınmayalım, ben de o sürünün içindeydim ve bir an durdum, akıntıdan çıktım ve kenardan izledim) gibi metrodan metrobüse, vapurdan metroya durmadan, düşünmeden, gruptan ayrılmadan akınlar halinde, yönlendirildiğimiz şekilde gidiyoruz...


📚 Celal Üster'in ön sözünü okurken özellikle 'otomatlar toplumu', 'yeni söylem' ve 'erotizm tehlikesi' bölümleri gözümün önüne Ada, Matrix, Total Recall gibi filmleri getirdi. Dikkat çekici başka bir konuda bugün porno sektörü tavan yapmış ( belki de hep öyleydi), ensest, pedofili, taciz ve tecavüz olayları gündemde ama ister distopik, ister ütopik olsun geleceğe dönük film ve kitapların çoğunda erotizm ve seks yasak ya da kontrollü.


📚 Kitabın ilk sayfalarından; sonrasında da bu söylemler devamlı işleniyor. Üç parti sloganı: 'Savaş Barıştır.', ' Özgürlük Köleliktir.' ve ' Cahillik Güçtür.'. Ne korkunç sloganlar değil mi? İlk slogana bakarsak barış için de olsa savaş savaştır ve daima insanlık kaybeder. İkinci slogan tartışılabilir. Bugün özgür olacağız diye farklı şeylerin (ideolojiler olmasa bile) tüketim, teknoloji, internet, sosyal ağların kölesi olmuş durumdayız. Üçüncü slogan da gerçekleşmek üzere; yazar 70 yıl önce bugünleri görmüş, tüm dünya olmasa bile biz de dahil belli toplumlar cahilliğe sürükleniyor.


📚 Bir bölümde: "Tartışmalı bölgenin tümünü tek başına hiçbir devlet denetim altına alamamaktadır. Bölgenin çeşitli bölümleri durmadan el değiştirmekte, cepheleşmelerde sürekli değişiklik olmaktadır. Tartışmalı bölgelerin tümünde değerli madenler bulunmakta ve kauçuk gibi, daha soğuk iklimlerde daha pahalı yöntemlerle yapay bir biçimde üretilmek orunda kalınan önemli bitkisel ürünler yetişmektedir. Ama en önemlisi, buralarda bitmez tükenmez bir ucuz emek kaynağı bulunmasıdır. Savaş uğraşı, ilke olarak, her zaman halkın basit gereksinimleri karşılandıktan sonra geriye kalabilecek üretim fazlasını tüketecek biçimde tasarlanır." 70 sene, 700 sene önce de olsa savaş sebeplerinde bir değişme yok, savaşlarda da azalma yok.


📚 Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ten 1984 alıntı der ve sizi öldürürmüşüm; 😂 şaka şaka yeni bir yorumda buluşana kadar sadece birkaç alıntı:


📌 Gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacak.

📌 Hiç kuşkusuz, ne zaman izlendiğinizi anlamanız olanaksızdı. Düşüne Polisinin, kime ne zaman ve hangi sistemle bağlandığını kestirmek çok zordu. Herkesi her an izliyor da olabilirlerdi. Ama size istedikleri zaman bağlana bildikleri çok açıktı.

📌 Winston, birazdan bir günce tutmaya başlayacaktı. Günce tutmak yasa dışı değildi(aslında hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü artık yasa diye bir şey yoktu) ama fark edilecek olursa Winston'ın ölüm cezasına çarptırılacağı ya da en az yirmi beş yıl zorunlu çalışma kampına gönderileceği kesin sayılırdı.

📌 Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi. Ama gözlerinin birkaç saniyeliğine de olsa duygularını dışa vurması onu ele verebilirdi.

📌 Düşünce suçu, ölümü gerektirmez: Düşünce suçunun KENDİSİ ölümdür.

📌 Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.

📌 Kimsenin iktidarı sonradan bırakmak amacıyla ele geçirmediğini biliyoruz. İktidar bir araç değil, bir amaçtır. Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük kurmak için devrim yapar.

📌 Zulmün amacı zulümdür. İşkencenin amacı işkencedir. İktidarın amacı iktidardır.



Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube