ŞEYTANLA DANS

En son güncellendiği tarih: May 4


SALDIRI

“Hiçbir kötülük doğuştan gelmez.“


Karanlığın içinde sadece çığlıklar duyuluyordu. Ormanın derinliklerinden gelen bu sesler inanılmaz ürkütücü ve ne olduğu konusunda büyük bir merak uyandırıyordu. Dün gece evde duştan sonra yatağa uzandığımı hatırlıyorum. Sonrasında gözümü bu karanlık ormanda açtım. Buraya nasıl gelmiştim? Neredeydim? Ayaklarım sızlıyordu, biraz doğrulup ellerimle ayaklarımın altını kontrol etmeye başladım. Ayakkabılarım ayağımda değildi. Kanıyor ve inanılmaz acıyordu. Bir anda tekrar başlayan çığlıklarla irkilip oradan bir an önce uzaklaşmam gerektiğini düşündüm fakat içimde inanılmaz bir merak ve ruhumu kaplayan bir cesaret hissi vardı. Küçük adımlarla ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye başladım. Attığım her adımla ayaklarımın daha rahatladığını hissetmeye başladım. Boynumdaki sızlama da geçmişti. Bir ağacın arkasında durup çığlıkların geldiği noktadaki insanları izlemeye başladım. Çember oluşturmuş on on beş kişi aralarında büyük bir insan kalabalığı vardı. Etrafı ateşle sarılmış. Birbirlerine sırtlarını dayayıp destek almak ister gibi bir halleri vardı. Birkaç adım daha yaklaşıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Çemberi oluşturanlar garip bir dilde bir şeyler söylüyor ve arada kalabalığın etrafında dönüyorlardı. Bir anda bir nefes hissettim ensemde, aynı anda biri dudaklarımı elleriyle sıkıp kulağıma,


“Burada ne işin var aklını mı yedin sen?” dedi.

Yavaşça kendine doğru beni çevirip;

“Çabuk yok ol buradan! “


Nereye gideyim, bile diyemeden hızlı ve olduğunca sessiz kayboldu ormanın derinliklerinde. Olduğum yere oturup ne yapacağımı bilmez şekilde bacaklarımın titreyişini durdurmaya çalışıyordum. O sırada bir çığlık sesi daha ormanı inletti. Usulca oturduğum yerde başımı doğrultup ağacın arkasından kalabalığa doğru baktım. Ne oluyordu burada? Gördüğüm şeyin gerçekliğine inanamıyordum. Vampirler!


“Çabuk buradan uzaklaş dedim sana niye buradasın kahrolası! “

“Nereye gideyim nasıl? “

“Uçmayı dene ya da koşmayı! “


Bir an titreyen bacaklarımın üstünde doğrulup kendimi yukarı doğru ittirdim. Kahrolası olmuyor işte. Koşmalıyım, olduğunca hızlı arkama bakmadan. Attığım bir adımla inanılmaz bir hızla belki kilometrelerce öteye gitmiştim. Ne ses vardı ne de o kalabalık. Bir gecede ne olmuştu? Bir virüs filân mı ya da bir kimyasal savaş mı başlamıştı? Eve gitmeliyim bir an önce... Beş saat önce aldığım duşun etkisiyle inanılmaz rahatladım. Bir an önce uyumak istiyordum. Yatağa uzanıp başımı o yumuşacık yastığa gömdüğüm anda gözlerim kapandı ve ensemde bir nefes hissetmeye başladım. Korkudan gözlerimi bile açamıyordum. Sonra bir an camı açık bıraktığımı düşünüp rahatladım. Yavaşça gözlerimi açıp yatakta doğrulmamla dışarda yanan ateşi gördüm. Aniden cama doğru giderken ayağımın terliğe takılmasıyla yerde buldum kendimi. Ve bir an yatağın altında gözlerini bana dikmiş bakan bir yaratık gördüm. Gözleri kıpkırmızı o karanlığın için de öyle parlıyorlardı ki ...


Üstümde bir ağırlık hissetmemle canımın yanması bir oldu. Bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Yatağın altında gördüğüm o ne olduğu belirsiz şey üstümdeydi, çektiğim acı ve hipnozdaymışım gibi hiçbir yerimi hareket ettiremeyişim ve korku hissi felç olmuşum hissi yaratıyordu. Her yer kan içindeydi. Yüreğim patlayacak gibi hissediyordum. O anda kapıda bir gölgenin belirdiğini gördüm. Aynı anda camı kırıp kaçan yaratığın arkada beni bu karanlık gölgeye yem olarak bıraktığını düşündüm. O an tek isteğim ölmekti …


Gözlerim kapanmak üzereyken gölgenin üstüme doğru eğilip sivri ve uzun dişlerini boynuma geçirdiğini hissettim. Hemen ardından kulağıma “Yaşayacaksın“ diye fısıldadığını duydum... Ormandan eve varmam öyle hızlı olmuştu ki insanüstü bir haldi bu. Ev yanıyordu! Gözlerime inanamıyordum. Bir gecede her şeyin bu kadar karmaşık bir hal almasının sebebi ne olabilirdi? Beynimin içi bir savaş alanıydı. Hiçbir şey yerine oturmuyordu. Alevler içinde yanan evimi izlerken daha bir aydır yerleştiğim bu küçük kasabanın insanlarının hiçbirinin bırak dışarı çıkmayı, ışıklarını bile açmamış olmamaları çok garipti! Uyuyor olamazlardı dimi. Ya da bir kişi bile neden itfaiyeyi aramamıştı?


YENİ HAYAT

“Kimse kaderinin çizgisini değiştiremez”


İlk taşındığım gün. Kasabada kimle karşılaştıysam bana acır gözle bakıyorlardı. Ne selam veriyor ne de bir kişi bile hoş geldiniz diyordu. Kapımı çalan tek kişi olmamıştı. Gittiğim bakkalından kasabına, fırınına herkes görevi haricinde hiçbir şey yapmıyor hatta ben yokmuşum gibi davranıyorlardı. “Yabani bunlar! Bu nasıl sahil kasabası” diye içimden geçirmiştim. Bu bir ay boyunca tek komşu kapımı çalmadı. Çalmadıkları gibi birde yabaniymişim gibi bakıyorlardı.


Şimdi yanan evimi izlerken zihnim karma karışık ne olduğunu anlayamaz bir halde öyle oracıkta çakılıp kalmıştım. Ölüyordum ben diye geçirdim içimden yavaş yavaş anımsıyordum bir şeyleri. “Peki kim kurtardı beni?“ “Ben“ diye bir ses duydum aynı anda. Etrafa bakınıp “neredesin, kimsin dememe rağmen kimseyi göremiyordum. Bir anda bir rüzgâr esintisiyle yanımda karşı komşunun oğlunu gördüm. Gözlerime inanamıyordum kan içindeydi her yeri. Gözleri kızıla dönmüş. Tırnakları uzamış. Dişleri ise inanılmaz derecede korkutucu görünüyordu. İrkilip geri adım atmamla yere düşmem bir oldu. “Korkma artık sen de bir ölümsüzsün.”


Ayağa kalkışım o kadar seri olmuştu ki kendi hızıma kendim inanamamıştım. Birkaç adım daha geri gidip yerinden çıkarcasına atan kalbimi sakinleştirmeye çalışır gibi derin derin nefes alırken.


“Rüya mı bu yok yok kabus görüyorum ve birazdan uyanı cam hiç bir şey gerçek değil okuduğum kitaptan etkilenmiş olmalıyım” dedim, gözlerimi yumup tekrar açtığımda. Karşımda duran benim komşunun oğlu dediğim ama ne olduğu belli olmayan şey “konuşmalıyız” diyerek beni kendi bahçelerine doğru sürükledi...


Demir kapı elini bile dokundurmadan önümüzde açılı verdi. Karanlığın içinde sokak lambalarının zayıf ışıkları biraz anlaşılır yapıyordu etrafı. Küçük bir barakanın içine girdik ve bir kapı daha vardı hemen solumuzda. Üstünde Arapça harflerle bir şeyler yazılıydı. Ve kocaman bir damga vardı. O kadar büyük ve ihtişamlı bir kapı inanılmayacak bir sessizlikle açıldı. Aşağı doğru inen merdivenlere adım atar atmaz bir anda her yeri mum gibi küçük camların içinde bulunan ilk kez gördüğüm ve inanılmaz bir koku etrafa yayan garip ışıldaklar sardı her yeri. Burası küçük bir kasabaya göre inanılmaz büyük bir yerdi. Küçük bir şehirde burada inşa edilmişti. “Herkes nerde“ dedim. Tedirgin ve duyacağım cevaptan ürkerek… “Ormanda!” Herkes, ormanda o gördüğün şey bir ayindi. Her sene şeytana bir nefesi armağan ederiz. Bu lanet ancak böyle son buluyor. “


“Ne laneti bu? Ne şeytanı? Ne ayini? Ne diyorsun sen!“ “Sakin ol her şeyi öğreneceksin.” Sen atalarımızın yakılarak öldürüldüğü kara topraklardaki evde kaldın. Orda şeytan için açık hedeftin. Bıraksam ölürdün. Yaşamaya devam etmenin bedeli bu. Artık sen de bizimlesin.“


Soluksuz dinliyordum. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibiydi. Bütün vücudum buz tutmuştu. Kalbimin kulaklarımda attığını duyuyordum. Bir an için gözlerimin karardığını hatırlıyorum…


VAMPİR VE ŞEYTAN

“Kehanetler bir insanın kanında can bulurken yeni bir tarih yazılıyor.“


Gözlerimi açtığımda bedenimin soğukluğu beni ürküttü. Ölüydüm. Yaşayan bir ölü. Hemen boynumun sol tarafında bir yanık kokusu vardı. Parmaklarımla n olduğunu anlamaya çalıştum. Uzun kır saçlı bir kadın beni ürkütmek istemez bir halle sakin bir şekilde yanıma yanaştı. “Mühür“ dedi, derin bir nefes alıp. Huzur veren ses tonu ve sıcacık bakan gözleriyle beni süzerek.


Dudaklarımın içinde dişlerimin uzadığını hissetmeye başladım. İçimde bir boşluk ve inanılmaz bir açlık hissi...


“Beslenmelisin“ dedi kır saçlı kadın. Dilimle dişlerimi kontrol eder gibi dudaklarımın arasında gezdirdim. Parmaklarımla dişlerime dokunduğumda uzayıp sivrileştiklerini ve bıçak gibi bir şeye dönüştüğünü fark ettim.

“Ormana gitmelisin bu gece bir hayvanla beslenebilirsin. Biz insanların kanını emmeyiz. Hiçbir insana bile isteye zarar vermeyiz fakat karanlık taraf insanları avlar. Onlar şeytanın elçileri. Hizmetkarları...“


Artık duyduklarımın beni şaşırtmasından çok canımı yakar hale gelmesi inanılmaz bir şeydi. Acıktım ve bir hayvanın kanını emerek mi doyacaktım. Gece bir hayvan gibi ormanda avlanacak…


Bu mühür beni şeytanın elçilerinden koruyacaktı. Avlanmaya çıktığım her an tehlikedeydim diğerleri gibi …


Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube