ŞARKILARIN KADERİ BENİM KADERİME BENZER

En son güncellendiği tarih: Nis 18


Plâk dinlemek için pikabı her açtığımda, önünde sonunda mutlaka birkaç şarkısını çaldığım, sesi bana iyi gelen şarkıcılar vardır. Aralık ayı, bu seslerin en özellerinden birinin, Zeki Müren’in doğduğu ay. “Sanat Güneşi” 6 Aralık 1931 tarihinde Bursa’da dünyaya gelmiş. Bu topraklarda yaşayan herkesin hakkında bir şeyler bildiği, adı ve sanatı hiçbir zaman kaybolmayacak bir büyük efsane o. Tabii her efsane gibi, onun da, herkeste karşılığı ve dokunduğu yer farklı. Pek çok kişi için ülkeye gelmiş en büyük Türk Müziği şarkıcısı. Kimilerine göre, klâsik üslûbun bozulmaya, arabeskleşmeye başladığı kırılma noktası. Kimi için gazinolara kurallar getirip, sistem oluşturan ve “Zeki Müren sözü” güvenirliğine erişmiş bir öncü şarkıcı. Kimi için ise, yıllarca benzerlerinin kariyerine ket vurmasıyla tanınmış, hakkında kitaplar yazılan bir assolist. Zeki Müren kadar büyük bir isim olduğunda, herkesin bakabildiği noktadan gördüğüyle tanımaya çalışması doğal. Bu aslında, tüm büyük isimler için geçerli bir durum.


Çocukluğumun bayramları, yılbaşı geceleri hep onun sesiyle anımsadığım zamanlar. Kendine has zarafetiyle sunduğu konserleri, Türkçesinin güzelliği, şarkıyı söyleyişindeki başkalık onu geri kalan herkesten farklı kılıyordu. Sadece şarkı söylemiyor; beste yapıyor, şarkı sözü ve şiir yazıyor, desen çiziyordu. Başrolünü üstlendiği pek çok film vardı. Tıpkı Zeki Müren’in çocukluk evinde çok sayıda Müzeyyen Senar plâğı olması gibi, bizim evde de çok sayıda Müzeyyen ve Zeki plâğı vardı. Annemin en sevdiklerinden birinin “Ana başta taç imiş” şarkısı olduğunu hâlâ çok iyi hatırlıyorum. 1961 yılında yayımlanmış bu plâğın diğer yüzünde, Zeki Müren’in tahta masaya birkaç defa vurarak çağırdığı ve hemen oraya bir yatak sermesini istediği “Hancı” vardı. Benim o yıllarda sevdiğim şarkısı “Kulakların çınlasın”, bugün hâlâ zevkle dinlediklerimden. Radyoda başka şarkıcılardan dinlerken bir türlü anlayamadığım meyanları o söylerken anlıyor olmam da sevgimin bir nedeniydi. Filmini de yaptığı “Hayat bazen tatlıdır” şarkısı ile “Şarap mahzende yıllanır” ve “Vîrân olan kalbimde, sevgilimi özlerim” 45liklerini hep severek dinledim. Yıllar içinde, müzikle ilgili araştırmaya, okuyup öğrenmeye çalıştıkça klâsik müziği sevenlerin Müren’e mesafeli olduğunu, hatta sesini “yavan” bulduklarını ve Münir Nurettin’i yeğlediklerini öğrenecektim. Bir gün gelip, Türk Müziği yaptığını iddia edenlerin iman tahtalarına vura vura, bas bas bağıracaklarını o günden kimse bilemiyordu.


Çok sevdiğim “Annem”i benim doğumumdan bir yıl sonra, 1964 yılında plâk yapmış. Charles Aznavour’un dünyada büyük ilgi gören ve pek çok dilde söylenen “La Mamma”sını Fecri Ebcioğlu’nun sözleriyle seslendirmiş. Yaşım gereği o dönem “aranjmanların” daha çok ilgimi çektiği bir gerçek. Yine sözlerini Ebcioğlu’nun yazdığı “Oğlum” ve arka yüzünde, sözlerini Müren’in yazdığı “Beni terk etme” de sevdiğim plâklarından. İki yabancı şarkıya Türkçe sözler yazılmış bu 45lik 1972 yılında yayımlanmış. “Oğlum”, Richard Harris’in “My boy”, “Beni terk etme” ise Jacques Brel’in “Ne me quitte pas” şarkılarının adaptasyonları. Çocukluğumdan en sevdiğim şarkısı ise, “Mutluluğun sırrı”. Sözleri Ülkü Aker, müziği Norayr Demirci imzası taşıyan bu şarkıyı, nedensiz şekilde çok severdim. 11 yaşında bir çocuk için sözleri “birazcık” ağır olan şarkıda;


“Bir göz açıp kaparken bir bakarsın geçmiş ömrün.

Yaşamaya alışırken çıkagelirmiş ölüm.

Son pişmanlık faydasız, giden geri gelmiyor.

Mutluluğun sırrını kimse bilmiyor.”


der, Zeki Müren. Aradan geçen 45 yılda yaşayarak öğreneceğimi, 11 yaşımdayken Zeki Müren bana anlatmış meğerse. 1974 yılında yayımlanan bu 45liğin B yüzü şarkısı, sözleri Müren’in yazdığı bir şiirden alınan “Kandil”di ve bu şarkı daha çok sevilecek, yıllar sonra Ferdi Özbeğen tarafından da plâk yapılacaktı. 1977 yılına gelindiğinde dillere düşmüş bir şarkıyı plâk yapar Zeki Müren: “Dost bildiklerim”. Benim sevdiğim şarkısı ise plâğın B yüzündeki diğer Muzaffer Özpınar bestesidir; “Madem derdimi sordun, dinlemeye mecbursun”. 1978 yılında yayımlanan “Sen beni unut/Hayat harcadın beni” Türkiye’de yayımlanan son Zeki Müren 45liğidir. Almanya’da Türküola firması birkaç tane 45lik yayımlamışsa da, bu tarihten sonra plâk çalışmaları longplay olarak sürmüştür.

Grafson’dan yayımlanan ilk dönem longplay’leri, aynı firmadan daha önce yayımlanmış 45liklerin toplamaları hâlindedir. Yine bu firmadan 1975 yılında, nefis bir repertuarla “Pırlanta-1” isimli albümü yayımlanır. Özellikle nihavend şarkıların olduğu B yüzü bıkmadan saatlerce dinlenebilir. Bu yüzde yer alan “Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin”, “Menekşelendi sular”, “Ne bildin kıymetim, ne bildim kıymetin” ve “Mehtaba bürünmüş gece” Türk Müziği şahikalarıdır âdeta. Sesini kullanışı, sazlar, geri vokaller, her şey dört dörtlüktür. Üzerinden geçen 44 yıla karşın hâlâ aynı zevkle dinlemekteyim. 1974 yılı albümü “Hatıra”da, dönemin sevilen şarkılarını seslendirmiştir; “Ben seni unutmak için sevmedim” ve “Aşkın içimde rüya” gibi. 1976 yılında Odeon tarafından yayımlanan “Güneşin Oğlu” isimli albümde ise, “Var mı hâcet söyleyim ey gül-tenim”, “Vîrân olan kalbimde sevgilimi özlerim” ve “O beni bir bahar akşamı terk edip gitti” isimli muhayyer kürdîleri severdim.


O yıllarda, Zonguldak’ta ülkenin ilk bölgesel radyosu vardı. Maden işçilerine duyurular yapmak amacıyla kurulmuş E.K.İ. (Ereğli Kömürleri İşletmesi) Radyosu, gün içinde sabah, öğle, akşam olmak üzere, üç ayrı saat diliminde yayın yapar ve radyoda bu duyuruların yanı sıra bolca da plâk çalınırdı. Radyodan dinlediğim ve çocukluğuma eşlik etmiş nice plâğı yıllar içinde bulup koleksiyonuma kattıkça, belki de o yılları yeniden var etmeye çalıştım. Kim bilir? “Bir Leylâ, bir Şirin, bir Aslı gibi” yani “Yalancı yârim” ve “Hasret ateşi” işte o plâklardan ve 1974 yılından. Plâk dönmeye başlayıp, ilk notalar kulağa eriştiğinde hangi düğmeye basılıyor da, bilinçaltı o çocukça mutluluk hormonunu saçıyor, hep merak ederim. Tabii, bu mutluluk hâli bir şekilde “Azize”ye bağlanıyor sonunda. Orijinali Mohamed Abdelwahab’a ait bir Arap bestesi olan bu şarkıyı 1968 yılında plâk yapmış. Zaten bu şarkıyı dinlerken mutlu olmamak biraz güç.


1985 yılında yayımlanan “Masal”, benim Ankara’daki yedek subaylık günlerime eşlik eden albümüydü. Albümdeki “Masal” şarkısı ve özellikle de şarkının finalindeki “Love story” teması üstüne Zeki Müren’in konuştuğu bölüm uzun süre walkman’den bana eşlik etmişti.


Zeki Müren plâklarının yanında kasetleri ve cd’leri de koleksiyonumda geniş yer tutar. Yayımlanan her albümünü almışımdır. Hem mutlu, hem mutsuz anlarıma eşlik edecek bir dolu şarkısı vardır. Sesi, yorumu veya kimliği üzerine söylenmiş ya da söylenebilecek pek çok sıfat olabilir. Ancak ikiyüzlülüğün varoluş biçimi hâline geldiği bir topluma kendini olduğu gibi kabul ettirme başarısı ve yarım yüzyıl ayakta kalabilen bir sanatçı olması, kanımca her şeyin üstündedir.


Rıfat Şanlıel’e ait bir başka 1974 yılı şarkısında şöyle der;


“Şarkıların kaderi benim kaderime benzer.

Kimi başlarken biter, kimi dilden dile gezer.”


Yaşıyor olsaydı, bu yıl 88 yaşına girecek olan bu büyük efsane hiçbir zaman unutulmayacak; şarkısında söylediği gibi, dilden dile, gönülden gönüle gezmeye devam edecek. Huzurla uyusun. İyi ki doğmuş…

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube