ÜSTAT İLE MARGARİTA MİHAİL BULGAKOV KORKAKLIK BÜYÜK SUÇTUR ve ELYAZMALARI YANMAZ


Mihail, İncil’i 20. yüzyıl Tanrı tanımaz Sovyet egemenliğinde yeniden yorumluyor. Bulgakov’un romanı İsa’nın yaşamına dair derin araştırmalarının izleriyle işlenmiş incelikli bir eser. Üstat ile Margarita ateizmin devlet politikası olarak uygulandığı dönemde inanç özgürlüğünün sancaktarlığını yapmakla kalmıyor roman kahramanı Üstat’ta kendi yaşamını ve Üstat’ın yazdığı romanda yazılan romanın başına gelen sansürü ve Bulgakov’un yazar olarak maruz kaldığı baskıya dayalı ötekileştirmeyi Üstat’ın bünyesinde hiciv dolu bir direniş bir ustalık eseri olarak ortaya koyuyor. Tanrısızlar dergisinde yayınlanan fikirlere SSCB’nin Ateist Komünizm politikasına karşı çıkan Bulgakov Yeruşaleym’e ve tarihi döneme giderek İsa’nın yargılanma süreci, ölümünü anlatmakla kalmıyor romanın yazıldığı dönemdeki Moskova’yı Tanrı’nın yargılandığı baskıcı rejim dönemini renkli karakterlerin yaşattığı kaos sayesinde ustalıkla karşılaştırmalı bir eleştiri sunuyor.


Romanın yayımlandığını göremeyen 1940 yılında yitirdiğimiz Üstat Bulgakov’u SSCB Komünist Parti Merkez Komitesi Siyasi İşler Birimi 1926’da devlet politikasına uygun eser vermediği için sorguya çağırır Bulgakov’un romanı yazmadan verdiği cevap manidar: Köy hayatını sevmiyorum bu nedenle kırsal kesim insanını ve oradaki yaşamı anlatamam. Konu olarak işçileri almam da zor. İşçi sınıfını köylülerden daha iyi tanıyorum ama gene de yazacak kadar bildiğimi söyleyemem. Evet, öğrenmek için çaba harcamadığım da doğru. Çok meşgulüm. Beni ilgilendiren Rus Entelektüelleri. Ülkemizdeki en belli belirsiz sınıf belki ama sosyal yaşamda çok önemli bir katman. Ben bu konuyu seviyorum. Bu insanların kaderlerini, ödedikleri bedelleri biliyorum. Bu da ancak Sovyet entelektüellerini yazabileceğim anlamına geliyor. Hiciv ise benim düşünme biçimim. Bundan da vazgeçemem Kalemimi başka türlü yönetemiyorum. Belli ki yazdıklarım komünist çevreleri gücendiriyor. Ne var ki ben vicdanımın sesini dinleyerek gördüklerimi yazıyorum .”


Roman üçüncü tekil şahıs ağzından akıcı eğlenceli iki bölümden oluşuyor. Tanımadığınız Kimselerle Asla Konuşmayın ile başlayıp Pontus Pilatus’la devam eden birinci bölüm 265. Sayfada Margarita ile devam ediyor. Sonsöz ile birlikte 493 sayfalık kitap kurgusu, aktardığı bilgi birikimi, karakterlerin özgünlüğü ile takdire şayan. Romanda sosyal yaşamdaki çarpıklıklar toplumsal çürüme baskı konut sorunu tüm canlılığıyla ortaya konuluyor. Şeytan’ın bir bankta oturmasıyla tüm dengeler değişiyor akıl hastaneleri karakollar dolmaya başlarken yangınlar cinayetler unutulmayacak anılar bırakıyor. Aşk da unutuldu sanmayın. Cadılar, ısmarlama şiirler yazan bir şair, şeytana yardımcı olan kara kedi, şövalye ve tüm insanların iyi olduğunu düşünen Yeşua Ha-Notsri’yi yargılayan özgür bırakılmayı bekleyen Yudea’nın acımasız valisi süvari Pontius Pilatus ve Şeytan sizi bekliyor. Üstelik Bis-302 numaralı konutta Margarita’nın ev sahipliğinde balosu var hepinizi davet ediyor. Bu daveti kaçırmayın ışık kaybolmasın…


Daha önce birçok eserde filmde sahne alan Şeytan’ın satranç oynayışı romanda da yer almış.

Bu sırada satranç tahtasında bir hareketlilik yaşanıyordu. İyice telaşlanan, beyaz bir pelerin giymiş şah karesinde dolanıp duruyor, çaresizlikle ellerini göğe kaldırıyordu. Üç beyaz paralı asker,

mızraklı üç piyon kaygıyla vezire bakıyorlar, o da asasını sallayarak Woland’ın iki atının ağızlarından köpük saçarak toynaklarıyla yeni dövdüğü komşu beyaz ve siyah kareleri gösteriyordu.


Şeytan’ın arkadaş olduğu kahramanlar da günahsız değildir.

Sana bir hikaye anlatayım, dedi Margarita ve elini onun kısa saçlı başına koydu:”Yeryüzünde bir teyze varmış. Onun hiç çocuğu yokmuş ve hiç mutlu olamamış. O yüzden önceleri çok ağlamış, sonra da kötü biri olmuş…” Margarita sustu, elini çekti- çocuk uyumuştu.


Aşk her şeyin aksine yine iyimserlikle kutsanıyor.

Gel peşimden ey okur!Kim söyledi sana yeryüzünde gerçek, sadık, sonsuz aşk olmadığını? O yalancının dilini kessinler!

Yazar olarak haksızlığa uğrayan dışlananların isyankar sesini duyuruyor, romanını yasadışı ilan edip yayınlamayan editörü ve onu kulüplere cemiyete almayanları eleştiriyor ve bunu yaparken ortak ev yaşanabilir güzel konutlara ulaşmanın imkansızlığını da es geçmiyor.

Latunski’nin bu adamın romanıyla ilgili makalesini okuduktan sonra, evinde yasadışı kitap bulundurduğunu bildiren dilekçeyi yazan siz misiniz? diye sordu Azazello.

Yeni gelen adam mosmor oldu ve pişmanlık içinde ağlamaya başladı.

Onu evden çıkartıp oraya taşınmak mı istemiştiniz? dedi olabildiğince ruhsuz bir tavırla Azazello.


***

“Rica ederim, bu yaptığınız gülünç bir şey,” diye inat etti Korovyev. “Hiçbir belge tanıtamaz yazarı, sadece yazdıkları tanıtır!Benim kafamın içinde ne gibi tasarıların kaynaştığını siz nasıl bileceksiniz? Diyerek Behemot’un kafasını gösterdi ve o da kadın rahat rahat bakabilsin diye yaparmış gibi, hemen beresini çıkardı.



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube