ÜNLÜ TABLO BİZE NEYİ ANLATIYOR?


18 Mayıs, Uluslararası Müzeler Konseyi tarafından “Uluslararası Müzeler Günü” olarak kabul edilmiş ve UNESCO tarafından da tüm dünyada “Müzeler günü” ilan edilmiştir. Ülkemizde 1982 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleriyle her yıl 18-24 Mayıs haftası “Müzeler Haftası” olarak kutlanmaktadır. Bu yüzden biz de Türkiye’de müzeciliğin öncüsü olan Osman Hamdi Bey ve ünlü tablosu Kaplumbağa Terbiyecisi’ni inceleyerek Müzeler Günü ve haftasını kutlayalım dedik. Osman Hamdi Bey ve tablosu Kaplumbağa Terbiyecisi: Kaplumbağa Terbiyecisi, Osman Hamdi Bey’in 1906’nın 1 Mayıs günü Paris Grand Palais’de açılan, Fransız Sanatçılar Derneği’nin (Société des Artistes Français) düzenlediği Salon sergisinde Fransızca adı “L’homme aux Tortues” (Kaplumbağalı Adam), sergiye ait katalogların birindeyse İngilizce adı kısaca “Tortoises” (Kaplumbağalar) olarak verilen eseridir. Osman Hamdi Bey, resmin yapılışından 37 yıl önce Bağdat’tayken babasına yazdığı bir mektupta Tour de Monde Dergisinin eline geçen sayısını zevkle okuduğunu belirterek teşekkür eder. Derginin ilgili sayısında Aimé Humbert adındaki İsviçreli diplomatın Japonya’da gördüklerini anlattığı bir makalesi de yer almakta, genellikle Koreli olduğu belirtilen kaplumbağa terbiyecilerinden söz edilmektedir. Terbiyecilerin küçük bir davulla çaldıkları ritim eşliğinde kaplumbağalara sıra halinde yürümeyi, alçak bir masanın üstünde üst üste dizilmeyi öğrettiklerini anlatan metne bu etkinliği betimleyen bir de gravür eşlik ediyordu. Söz konusu makale ve gravürün Osman Hamdi Bey’e eseri için ilk fikri verdiği ya da esin kaynağı olduğu düşünülebilir. “Kaplumbağa Terbiyecisi” bize neyi anlatıyor? Bunu anlamak için tabloyu incelemeye başlayalım. Öncelikle neler gördüğümüze bir bakalım: Kırmızı kaftan giymiş, derviş kıyafetleri içinde sakallı, kambur yaşlı bir adam… Bakımsız bir odada, marul yiyen kaplumbağalara bakıyor ama biraz düşünceli, karamsar ve yorgun bir bakış bu. Sırtında bir nakkare (yarım küre biçiminde küçük bir davuldan oluşan vurmalı bir çalgı, Mevlevi müziğinin dört temel çalgısından da birisi) asılı ve buna bağlı mızrap (nakkareyi çalmaya yarayan nesne) boynundan aşağı sarkmış. Ellerini arkasında kavuşturmuş, bir neyi tutuyor. Kırbaç değil de neden ney? Anlaşılan kaplumbağaları ney üfleyerek, nakkare çalarak yani musikiden yararlanarak terbiye etmeye çabalıyor. Yalnız yaşlı adamın ney tutuşuna daha dikkatli bakılırsa neyi üfleme hazırlığında değil de sanki vazgeçmiş gibi, çabaları sonuçsuz kalmış sanki. Onun kaplumbağa terbiyecisinden bir farkı yoktu aslında! Osman Hamdi Bey, tüm bunları sanatı ve sanatçıyı önemsemeyen, antik eserlere hiç değer vermeyen bir toplumda başarmıştı. Devlet kurumları hatta toplumun kendisi, sürekli kendisine yeni engeller çıkarmış, değişime, modernleşmeye direnmişti. İşte tablodaki kaplumbağalar; devletin hantal işleyen bürokrasisi ve değişime direnen, ağır aksak ilerleyen toplumun kendisiydi. Yaşlı dervişin kendisi olduğunu söylemiştik. Bütün bu duruma kızan Osman Hamdi Bey, derviş de olsa sabrının bir sonu olduğunu göstermiş oluyor. Osman Hamdi Bey değeri az bilinen nice Türk sanatçılarından biridir. Osmanlı Sadrazamı Ethem Bey'in oğlu, arkeolog, ressam, Kadıköy’ün ilk belediye başkanı, çağdaş müzeciliğin ve İstanbul Arkeoloji Müzesinin temelini atan, uzun yıllar müdürlüğünü yapan, Sayda’da Büyük İskender’in lahdini bulan, bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin de temelini atan kişidir. Daha onlarca marifet ancak bilinmeyen bir kıymet. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin yani Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurucusudur. Ayrıca modern anlamda ilk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressamdır. Günümüzde, Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” sokaktaki vatandaştan profesörüne, üniversite öğrencisinden ev hanımına kadar herkesin bildiği bir yapıta dönüştü. Yapbozları, reprodüksüyonları yok satıyor. Dizi sahnelerinde, karikatürlerde karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin bir nevi Mona Lisa’sı haline geldi. Bugün tablo, İstanbul Pera Müzesinde sergilenmektedir. Aslında Kaplumbağa Terbiyecisi’nin bir de ikizi var. Osman Hamdi Bey, birçok oryantalist ressam gibi beğendiği tabloyu bir kez daha çizmişti. Şimdiye kadar anlattığımız 1906 yılında çizilen ilk tablonun hikayesiydi. 1907 yılında ise resmi tekrar çizdi. Ayrıntılarda bazı farklılıklar içerse de aynı kompozisyonu yansıtan daha küçük boyutlu bir resim daha yaptı. Bu ikinci versiyonda Osman Hamdi Bey’in onu, dünürü Salih Münir Paşa’ya ithaf ettiğini gösteren bir yazı bulunur. Bugün 2.tablo Sakıp Sabancı Müzesinde sergilenmektedir. Sağlıklı günlere döndüğümüzde müze gezilerini ihmal etmeyin. Çocuklarınıza da müze gezmenin keyfini yaşatın. Atalarımız: “Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?” demişler. Bugünkü öğretim sisteminde de uygulamalı eğitim, yerinde görmek, gezerek öğrenmek gibi kavramlar önemli. Bu yüzden sizler de çocuklarınızı yerinde gezip, görerek öğrenmekten mahrum etmeyin. “Uluslararası Müzeler Günü’’ ve “Müzeler Haftası” kutlu olsun.


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube