ÖLÜMSÜZLÜĞÜ ARAYAN KRAL: GILGAMIŞ

En son güncellendiği tarih: May 6


Yazılı tarihin başladığı Sümer medeniyetinden günümüze birkaç şekilde gelmiş olan Gılgamış Destanı’nın, öykü mü, destan mı yoksa mit mi olduğu konusu araştırmacılar tarafından halen tartışılmaktadır. Öncelikle Gılgamış, Sümer devletinin Uruk isimli şehrinin kralıdır. Sümer kral listelerinin yazıldığı tabletlerden, Gılgamış isimli bir kralın var olduğunu ve 126 yıl krallık yaptığını biliyoruz. Aynı zamanda bu tabletler Gılgamış’tan çok önce, ilk Sümer kralları dönemi için “Gökten krallık indikten sonra kraliyet Eridu’daydı.” diye bahseder ve tabletlerde ilk 8 kralın tam 241 bin yıl krallık yaptığı yazılıdır.


Gılgamış destanı toplam 12 adet tablete yazılı olarak bugünkü Irak / Antik Ninova kentinde Asurbanipal isimli kralın kütüphane kazılarından çıkarılmıştır. Tabletlerin büyük kısmı kırık olduğundan, yazılanlar sonradan çözülebilmiştir; birçoğumuzun Nuh Tufanı olarak bildiği tufan hikayesi de, Gılgamış Destanı’nın son bölümlerinde geçer. (Destanın yazılı olduğu tabletler bulunmadan önce (1872 yılı ve öncesi), Nuh Tufanı’nı insanlar yalnızca Tevrat’tan biliyorlardı)


Gılgamış, kelime anlamı olarak “her şeyi bilen, gören” demektir. Tanrılardan bol bol bahsedilen, yarı tanrı ve tanrıça kavramlarını gördüğümüz metinler, insanlardan çok daha iri, yakışıklı, uzun saçlı ve sakallı Gılgamış’ı tarif ederek başlar. Kendisi yaklaşık 6,5 metre boyunda, 2 metre enindedir. (On bir endaze (1 endaze =60 cm) boyunda, dokuz karış eninde diye tarif ediliyor.) Gılgamış’ın annesi Ninsun (Tanrıça), babası Lugalbanda (insan) olduğu için Gılgamış genetik olarak üçte iki tanrı, üçte bir insandır. Uruk şehri, Tufan’dan sonra var olan ilk Sümer şehridir ve Gılgamış Uruk’un 5. Kralıdır.


Gökyüzündeki Tanrı ve Tanrıçalar o dönemde yeryüzüne inerek bazı kentlerde de yaşayabilmektedir. Sümer’de her şehrin baştanrısı vardır, Uruk ise bereket, aşk ve güzellik Tanrıçası İnanna ve kocası Dumuzi’nin orada yaşıyor olması sebebiyle ayrıcalıklı bir kenttir. Aynı zamanda Uruk kenti yazının başladığı, bilgilerin unutulmaması için okullarda kil tabletlere yazdırıldığı, hayvancılık ve dokumacılığın gelişmiş olduğu bir şehirdir. Yazımın bu bölümünden itibaren özetle destanın içeriğini ele alacağım:



Özetle Gılgamış Destanı:


“Uruk kenti hayvancılık ve dokumacılıkta ileri olduğu için ticaret yapan ve bu ürünleri satarak değerli taşlar ve mücevherler alan zengin bir kenttir. Bu sebeple de ilkel insanların sürekli saldırısına uğrar; talan edilir. (Bu ilkel insanlar sürüler halinde saldıran, bilgisiz, görgüsüz, ev yapmayı bilmeyen, ölülerini gömmeyen ve etleri çiğ yiyen insanlar şeklinde tarif edildiği için benim aklımda doğrudan Neandertal özellikleri canlanıyor. Gılgamış ismi de her şeyi gören, bilen insan demek olduğuna göre Homo Sapiens çağrışımı yapıyor. Bunun gibi bazı bölümler tarihi bilgilerimizle de örtüşür durumdadır) Bu saldırılardan korunmak için Gılgamış, şehrin etrafını kalın duvarlarla çevirir ve “bakır” ile kaplı ağaçlardan kalın kapılar koydurur. Böylelikle şehre giren çıkan herkes kontrol altına alınmış olur. Duvar tamamlandığında, “insanlar duvarın bugün yapıldığına inanmayacaklar, temellerini yedi bilge yaptı zannedecekler” diyor. Yedi bilge, tufandan önce denizden çıkıp insanlara uygarlığı öğreten kişilerdir ve çok ilginçtir ki Gılgamış kendi döneminden çok önceki dönemlerde, daha yüksek teknolojinin ve bilginin olduğuna işaret etmektedir.


Gılgamış’ın bencil, halkı rahatsız eden bazı davranışlarından sonra (örneğin kadınlar evlenmeden önce ilk birlikteliğini Gılgamış ile yapacaktır, Gılgamış için bu Tanrıların kuralıdır.) halk tanrılara yalvarır ve krallarının gücüne göre, onunla baş edebilecek bir arkadaş yaratmalarını ister. Gök Tanrısı An, halkı haklı bulur, Tanrıça Araru’ya “gerek vücut gerek kalp bakımından Gılgamış’a denk birini yarat.” der. Tanrıça ellerini yıkar, nehir kenarından kil alır ve ona insan şekli vererek kırlara bırakır. Bu şekilde yaratılan Enkidu’yu ormanda avcı görür; onu “iki ayak üzerinde yürüyen, hayvanlarla arkadaşmış gibi davranan, saçı sakalı birbirine karışmış, vücudu kıllarla kaplı yaratık” olarak tanımlar. Hayvanları yakalamak için kurduğu tüm tuzakları Enkidu’nun söküp attığını gören avcı, koşarak tüm olan biteni babasına anlatır. Ertesi gün, baba oğul tekrar aynı yere gidip bir önceki gün yaşananların aynısına şahit olurlar. Avcının bilge babası, Enkidu’yu kralları Gılgamış’ın arkadaşı yapabileceklerini düşünür, oğlu ise hayvanlarla arkadaş olmuş vahşi birinin insanlarla arkadaş olamayacağı kanaatindedir; babasına bunu nasıl yapabileceğini sorar. Bilge adam, oğluna Tanrıça İnanna’nın tapınağından bir rahibe almasını, ancak bir kadının Enkidu’yu insanlaştırabileceğini söyler. Avcı İnanna tapınağındaki başrahibe ile konuşur, bu iş için hem akıllı olduğu hem de güzel “lir” çalabildiği için rahibe Samhat’ı uygun bulurlar. Samhat ve avcı ormana gelir, Samhat lir çalmaya başlar ve bunu duyan Enkidu ve hayvan arkadaşları donakalırlar. Enkidu orada kalmaya devam ettikçe Samhat’a âşık olur, Samhat ise onu eğitir ve zamanla insan özellikleri kazanmaya başlayan Enkidu’ya hayvanlar yaklaşmaz olurlar. Bir gün hayvanların kendisine yaklaşmadığını fark eden Enkidu, Samhat’ın “artık şehirli gibi oldun, seni Uruk şehrimize götüreyim; kralımız Gılgamış ile tanıştırayım, onun gücüne şimdiye kadar kimse karşı çıkamadı” demesi üzerine Gılgamış’a meydan okumak ister ve Uruk’a gitmeyi kabul eder. Şehirde festival yaşandığı sırada Samhat ve Enkidu Uruk’a girerler. Gılgamış ve Enkidu halkın önünde çarpışır, Gılgamış tam yenilecekken Enkidu onu tutup kaldırır, birbirlerine sarılırlar ve arkadaş olurlar. O günden sonra halk da rahat eder.


Günler geçtikçe arkadaşı Enkidu ile birlikte kendini daha güçlü hisseden Gılgamış, Tanrıların ölümsüz olduğunu, kendisinin bir gün öleceğini, ancak önemli şeyler yaparsa en azından isminin sonsuza dek yaşayabileceğini düşünür. Bunun için Enkidu ile birlikte herkesin korktuğu, sedir ormanlarının bekçisi ejder Humbaba’yı öldürmek ister. Başlangıçta korkarak bu fikre karşı çıkan Enkidu, sonrasında Gılgamış’ın teklifini kabul eder ve uzun yolculuklar sonrası sedir ormanına ulaşarak ejder Humbaba’yı öldürmeyi başarırlar. Humbaba’nın kafasını kesip Uruk’a götürdüklerinde Uruk halkı bir kez daha Gılgamış ve Enkidu’yu kahramanları ilan eder. Tüm bunlar olurken gökteki tanrılar da elbette Enkidu ve Gılgamış’ı izlemektedir. Halkın gözünde kahraman olan Gılgamış, Tanrı ve Tanrıçaların gözünde de artık kahraman durumuna gelir.


Gılgamış ve Enkidu’nun Humbaba ile mücadelesi


Bundan böyle her şeyin daha güzel olacağı düşünülürken, Gılgamış’ın Humbaba ile mücadelesini gören aşk ve güzellik tanrıçası İnanna, Gılgamış’a gönlünü kaptırır. Süslenerek Gılgamış’ın yanına gider ve Gılgamış’a kendisi ile evlenmek istediğini söyler. Gılgamış ise, İnanna’nın daha önceki sevgililerinden bıktıktan sonra onlara ağır işler yüklediğini, yeraltına gönderdiğini ya da onları hayvana çevirdiğini bildiği için evlenmek istemediğini zorla da olsa söyleyebilir. Tanrıça İnanna reddedilmenin acısıyla küplere biner, doğruca babası Gök Tanrısı An’ın yanına gider ve ondan Gök Boğası’nı ister. Gök boğası, Gök Tanrısı An’ın kontrolünde bir canavardır ve aynı zamanda İnanna’nın ablası olan yeraltı Tanrıçası Ereşkigal’in de kocasıdır. Babasını ikna eden İnanna, Gök Boğasını serbest bırakır ve canavarın insanları öldürmesini, Uruk’u yağmalamasını izlemeye başlar. Tüm bu durumu fark eden Gılgamış, arkadaşı Enkidu ile birlikte Gök Boğası’na saldırır; Gök Boğası’nı da öldürmeyi başarırlar. Gök Boğası’nın öldüğünü gören İnanna Gılgamış’a çok ağır bir ceza vereceğini söyleyerek tehdit eder. Enkidu arkadaşının tehdit edilmesine dayanamayarak boğanın kalçasından bir parça keser ve İnanna’ya fırlatır.

Gılgamış ve Gök Boğası Gugalanna


Gök Boğası’nın da ölümünden sonra Tanrılar kendi aralarında toplantı yaparlar, Gılgamış ya da Enkidu’nun ölmesine karar verilir. İnanna, Gök Boğası’nın kalçasını kendisine fırlattığı için Enkidu’nun öldürülmesini istemiştir. Karar verilir, Enkidu ölecektir; tanrıların kendi aralarında yaptığı bu toplantı ve alınan karar da aynı anda Enkidu’ya rüyasında gösterilir. Toplantı bittiğinde Enkidu uyanır, rüyasında kendisinin öleceğini gördüğünü Gılgamış’a anlatır. Gılgamış kılıcını göstererek ona kimsenin zarar veremeyeceğini, kendisinin buna engel olacağını, ölmeyeceğini söyler ve teselli etmeye çalışır ancak Enkidu hastalanır ve bir süre sonra ölür. Arkadaşını kaybetmenin acısı ile bir süre yaşayan Gılgamış, sonrasında kendisinin de Enkidu gibi ölecek olduğunu anlar, ne yapıp edip ölümsüzlüğü bulması gerektiğini düşünür. Daha önce ölümsüzlüğü elde ettiğini duyduğu Utnapiştim ile görüşmeye karar verir ancak Utnapiştim gidilmesi neredeyse imkansız olan ölüm suyunun ardındaki Dilmun ülkesinde yaşamaktadır. (Akadca Utnapştim, Sümerce Ziusudra, diğer ismiyle Nuh peygamber). Masu dağının bekçisi Akrep adamların, Dilmun ülkesine açılan denizin kenarındaki Siduri isminde bir kadının ve Utnapiştim’in kayıkçısı Ursanabi’nin de yardımıyla Gılgamış Dilmun ülkesine gelir. (Bu yolculuk çok uzun olduğu için yazıyı daha fazla uzatmamak adına detaylara değinmedim.) Gılgamış Utnapiştim’e kendini tanıttıktan sonra ölmek istemediğini ve ölümsüzlüğü elde etmek amacıyla bu yolculuğa çıktığından bahseder. Kendisinden farkı olmamasına rağmen onun nasıl sonsuz yaşama sahip olduğunu anlatmasını ister. Utnapiştim Gılgamış’a cevaben, hepimizin bildiği tufan hikayesini, tufanın olacağını nasıl öğrendiğini, gemiyi nasıl yaptığını ve tufanın nasıl sonlandığını anlatır. (Tufan konusunu detaylı olarak farklı bir yazımda inceleyeceğim.) Tufan sonrasında Tanrıların kendisini Dilmun ülkesine aldıklarından ve kendileri gibi sonsuz yaşam verdiklerinden bahseden Utnapiştim, tufan esnasında 6 gün 7 gece uyumadıklarını, Gılgamış’ın da aynı sınavdan geçmesini, 6 gün 7 gece uyumamasını ister. Ancak Gılgamış anında uyumaya başlar, Utnapiştim’in karısı Gılgamış’ın uyuduğu her gün için 1 ekmek pişirip Gılgamış’ın yanına koyar. 7 gün uyuyan Gılgamış’ı sonunda uyandırırlar ve uyuduğunu anlamayan Gılgamış onu sarsmasalar az daha uyuyakalacağını söyler. Bunun üzerine Utnapiştim ve karısı onun zaten 7 gündür uyuduğunu ve bunun kanıtı olarak da uyuduğu her gün için yaptıkları ekmekleri gösterirler. Gılgamış sınavı kaybetmiştir. Büyük üzüntü yaşayarak geri dönmek zorunda kalan Gılgamış’a Utnapiştim’in karısı Muri üzülür ve biraz olsun teselli olabilmesi için Utnapiştim’i gençlik otunun yerini söylemesi için ikna eder. Utnapiştim Gılgamış’a tatlı su kuyusunun dibindeki gençlik otunu almasını söyler, Gılgamış ayağına taşları bağlayıp suya dalar ve otu alır:

“Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Ve hiç kimsenin bilmediği biricik otun yerini sana söyleyeyim. Bu ot, tıpkı deve dikenine benzer, ama dikenleri gül dikeni gibi keskindir; yaklaşana batar. Sen bu otu eline geçirmek istersen, eline batacağından korkma!”


Otu aldıktan sonra Gılgamış, sadece kendisinin genç kalmasının bir şey ifade etmeyeceğini, zaman ilerledikçe tüm sevdiklerini kaybedeceğini düşünür. Bu sebeple geri dönüp bu otu sevdikleri ile paylaşmak için kayıkçı Ursanabi’den kendisini Uruk’a geri götürmesini ister. Dönüş yolunda uzunca bir süre geçtikten sonra havanın sıcak olması ile bunalan Gılgamış, soğuk su ile dolu bir kuyu görür ve soyunup kuyuya girer. Kıyıda bıraktığı, içinde gençlik otunun olduğu elbiselerinde bir karartı gören Gılgamış hızla kıyıya doğru koşar; o esnada elbisesinin içinden kayalara doğru bir yılanın deri değiştirerek, parıldayarak gittiğini görür. Güçlükle elde ettiği gençlik otunu da yılana kaptıran Gılgamış ağlayıp dövünür; ancak Tanrıların koyduğu kurallarının değişmediğini anlar ve Ursanabi ile eli boş şekilde Uruk’a döner.”


Her okuduğumda bana kendini farklı şekilde yorumlatmayı başaran Gılgamış benim için özel bir karakterdir. Bu sebeple Sosyaledebiyat.com için merhaba yazımın Gılgamış Destanı olmasını istedim. Eski metinler günümüzde çokça destan, efsane, hikâye olarak isimlendirilse de bana göre çoğu içinde yaşanmışlık barındırmaktadır. Bu sebeple yazıma yine Gılgamış’ın sözleri ile son veriyorum:

“Ne boş lafların ne de bir ölünün kimseye faydası vardır; bir tek ardında iz bırakanlar sonsuza dek yaşar…”

Saygı ve sevgilerimle.

Kaynaklar:

Muazzez İlmiye Çığ – Gılgameş

Hakan Gezik – Gılgameş

Samuel Noah Kramer – Sümerler

İsmail Gezgin – Gılgamış

https://en.wikipedia.org/wiki/Epic_of_Gilgamesh


Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube