ÇOBANOĞLU ARİF

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Kilimin üzerine yamalı ala bir sofra bezi serilmişti. Üzerinde iki tabak, beş kaşık ve iki ekmek vardı. Tabakların birisinde bol sulu tarhana çorbası diğerinde lapa olmuş bulgur pilavı doluydu. Üç çocuğu olan aile oturdu sofraya. Yemeye başladılar. Ailenin en küçüğü olan Ali sofrayı gözden geçirdi.


- Ana bu ekmek hepimize yetmez ki… Ben bir tanesini yerim bunun.

- Ali sus, sofrada konuşulmaz. dedi anası Leyla.

Leyla’nın gözleri dolmuştu. Kocası Arif ile göz göze geldiler. Kış kapıya dayanmıştı. Yakacak odunları yoktu. Yiyecekleri epey azalmıştı. Evin damı akıtıyordu. Bu kış ne yapacaklardı? Leyla bir yandan bunları düşünüyordu bir yandan çocuklarını izliyordu sofrada. Arada gözü kocası Arif’e kayıyordu. Onun da endişeli olduğunu görüyordu. Arif uzun süredir işsizdi. Çalıştığı işlerden de yevmiyelerini alamamıştı. Konuşarak onu daha da üzmek istemiyordu. Belli belirsiz doyan çocuklar tabaklarda yemek kalmayınca kalktılar oynamaya başladılar. Leyla Sofrayı topladı. Ali’ye ördüğü, aylardır bitmeyen patiği eline aldı. Bir yandan örgü örüyor bir yandan Arif’i izliyordu. Bu kışı sağ salim atlatmak için bir şey yapmalıydılar. Usulca korkarak Arif’in yanına sokuldu.

- Arif bubamdan mı yardım istesek?” dedi.

Arif bir hışımla

- Olmaz Leyla delirdin mi sen, bu evin içinde hepimiz açlıktan ölecek olsak da olmaz. dedi.


Leyla’nın gözleri doldu, cevap vermedi. Gözü odanın köşesinde sızan çocuklarına ilişti. Battaniyeyi katladı onlara yatak yaptı. Hepsini yan yana yatırdı. Leyla hüzünlüydü. Çocuklarının karnını bile doyuramıyorlardı tam olarak. Sekiz sene üç aydır ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini görebiliyordu. Yıllar önce Arif ile evlenmesini istememişti ailesi. Arif fakir sorumsuz bir çobanın oğluydu. Leyla ise tüccar bir ailenin kızıydı. Arif ona göre birisi değildi.


Leyla aylarca ailesini ikna etmeye çalıştıysa da babası Ali Rıza Bey Arif’i istemedi. En sonunda Leyla ile Arif bir yaz günü sabaha karşı kaçtılar. O günün akşamına Leyla’nın babası muhtar ile haber salmıştı Leyla’ya ve Arif’e.

- En küçük kızım Leyla’ya; Bundan sonraki hayatında anan, kardeşlerin ve ben yokuz. Sen bugün bizi öldürdün Leyla.


Bu haberi saldıktan sonra Leyla’nın ailesi köyü terk edip başka bir diyara taşınmışlardı. O gün bugün Leyla ailesinden haber alamıyor, onlarla görüşemiyordu. Ama ablası Hatice ile arada mektuplaşıyorlardı. Anasının ve babasının sağlığı yerindeymiş. Bunları bilmek bile Leyla’yı mutlu ediyordu. Leyla birkaç kez ailesinin yanına gitmeyi denese de uğraşları boşunaydı. Ablası Hatice dışında hiçbiri onunla görüşmek istemiyordu. Anasını da görüştürmüyorlardı.


Ev biraz soğumuştu, çocukların yatağı da iyi değildi zaten. Üşüyüp hasta olurlarsa daha da zor olacaktı. Leyla yemek pişirdiği bacanın içine birkaç odun koyup naylon damlatarak onları yaktı. Hepsine iyi gelmişti bu sıcaklık. Leyla çocukların yanına uzandı, onların kokularını içine çekiyordu. Sıcağın da mayıştırmasıyla oracıkta uykuya daldı. Arif Leyla’yı kaldırmaya kıyamadı, üzerine bir örtü örttü. Kendi de diğer odaya, yatağa geçti. Gece yarısı geçtikten sonra Arif çocukların bağrışması üzerine aniden yerinden fırladı. Uyku sersemliği ile ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. İki göz evlerinin bir odasını alevler sarmıştı. Arif çaresizdi. Ağlıyordu haykırarak. Gözü su aradı. Şişelerdeki suyu dökmeye başladı. Yetmedi. Diğer odadaki battaniyeleri alıp ateşi söndürmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Eli ayağı birbirine girmişti. Dışarı çıkıp yardım için bağırmaya başladı. Bir saat sonra kadar yangını söndürmüşlerdi. Ali iyiydi. Leyla ve diğer iki çocuğunun durumu ağırdı. Köyün doktoruna götürdüler. Ama çok geçti. Kurtaramadılar onları. Arif perişandı. Ali olayın şokunu atlatamamıştı. Ne olduğunu bile anlamamıştı tam olarak. Arif sürekli kendini suçluyordu. “Neden bende oraya yatmadım, neden ateşi söndürmeden uyudum, size sahip çıkamadım, Allah benim de canımı alsın.” Arif’in ağıtları yürek dağlıyordu. Bir aile yok olmuştu. Leyla ve Arif Sevgilerinin bedelini ağır ödemişlerdi. Ali Çocuk bakım evine verildi. Arif hastaneye yatırılmıştı. Bu kaybı kolay atlamayacaktı.



Yazar: Olcay Karahan

Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube