Çizgi Filim-miş sen onu benim külahıma anlat...

En son güncellendiği tarih: May 9


Cemkut Karayel //

“Çoçuğuuum!.. Kalk televizyonun başından, bırak çizgi film izlemeyi de gel otur yemeğini ye!.. Bi dakika ya, sen ödevlerini yaptın mı?.. Oturmuşsun çizgi film izliyorsun!”

1980'lerden bu yana ülkemizde, çizgi film izlerken dalıp giden çocukların tam da çizgi filmin en heyecanlı yerinde, annesi ve babası tarafından televizyonun başından zorla kaldırması nedeniyle mutlaka her evde kıyamet kopmuştur. Ancak sonunda çocuk ağlasa da, zırlasa da, sonuç değişmeyecek ve o yemek kesinlikle yenilecek, o ödev mutlaka yapılacaktır. Ama o gün bugündür, hiçbir çocuk bunca engele karşın çizgi film izlemekten asla vazgeçmemiştir. Tabii bazen o çizgi filmler, anne ve babalar için de bir kurtarıcı olmuştur. Koy çocuğunu televizyonun karşısına, ister gazeteni oku, istersen telefonda dedikoduya dalıp git… Nasıl olsa çocuk, gözüne fener tutulmuş tavşan gibi televizyonun karşısında donup kalıyor.


Peki geçmişten günümüze kadar bütün çocukların izlediği ve yeri geldiğinde bizim de içimizdeki çocuğa uyup izlediğimizçizgifilmlerin atası olan ilk çizgi filmin nasıl yapıldığını ve nasıl ortaya çıktığını hiç düşündünüz mü? Biz bu konu hakkında küçük bir araştırma yaparken ilginç bilgilere rastladık ve bize masum gelen o çizgi karakterlerin ve hikâyelerinin altında neler yattığını öğrendik. Önce "Çizgi film nasıl ortaya çıktı?" ona bakalım:


Çizgi filmler, ilk önceleri "stop-motion" denilen teknikler ile karakalem olarak kâğıtlara çizilip gösterilen reklam görselleriydi. Bu teknik ilk olarak 1899 yılında kullanılmaya başlandı. Fakat sinema gösterimi olarak tarihe geçen ilk eser 1906 yılında Amerikalı reklamcı James Stuart Blackton tarafından Vitagraph Co. adına yapılan "Humerous Phases of Funny Faces" isimli çizgi filmdir. Sonraları çizgi film sektörü çığ gibi büyüdü. İlk renkli çizgi film 8 Şubat 1920'de, ilk sesli çizgi film ise 18 Kasım 1928'de yayınlandı. O günden sonra da günümüze kadar, sadece bir çizgi film olarak televizyonda ya da sinema gösterilen görsel bir meta olarak kalmadı; oyuncaktan tekstil ve gıda sektörüne kadar her alana yayıldı ve ekonomik olarak büyüyerek şirketlerin gelir kapısı oldu.

Peki bu nasıl mümkün oldu da bu şirketler basit çizgi karakterler ve hikayeler ile daha da büyüdü? İşte bunun iki yolu vardı: Birincisi, çizgi film karakterlerinin ve hikâyelerinin tüketim sektörüne uygun bir şekilde hareket etmeleriydi, ki buna en güzel örnek "Ninja Kaplumbağalar" çizgi filmidir. 1980'li yıllarda serbest piyasa ekonomisinden yaralanmak isteyen bir pizza restoran zinciri, istediği pazarı bulamayınca ülkelimizden çekilmişti. Fakat birkaç yıl sonra bu şirket geri döndü. Bunun sebebi ise Ninja Kaplumbağa karakterlerinin her hikâyenin başında ve sonunda pizza yemeyi sanki marifetmiş gibi ön plana çıkarmasıyla, yeni nesli pizza tüketimine özendirmesiydi. Böylelikle yeni nesiller pizzaya karşı büyük bir sempati duymaya başlayınca satışlar da artmaya başladı. Sonuç olarak birçok pizza restoran zinciri de pazara katıldı. İkinci yol ise birincisi kadar masum sayılmayan "subliminal mesajlar vasıtası ile çocukluktan ihtiyarlığa kadar insanların bilinçaltına yerleşerek zihinlerinde yer edinme" projesiydi. Bunun için başta ülkemiz olmak üzere birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede yasaklanan bir teknik kullanılmıştır. Bu tekniğin hedefi, gözümüzün algılayabildiği 24 karelik görüntüye 25. kare olarak eklenen gizli objelerin zamanla belirtilen hedeflere göre zihnimizi ele geçirmesidir. Bu yöntem daha çok çocukları etkilediği için çizgi filmlerde kullanılır. Çünkü çocuklar iyi ve kötüyü henüz ayırt edebilecek yaşta değildir. Böylelikle çocukların ve ergenlerin zihnine, ürün tüketimi ve cinsellikle ilgili her obje yerleştirilebilir. Örneğin, "Aslan Kral" çizgi filminde Aslan Kral karakterinin burnu üstünde tangalı kadın kalçası belirirken, "Sünger Bob" ve "The Simpsons" gibi çizgi filmlerde de masonik semboller tespit edilmiştir. Keza "He-Man" çizgi filminde ana karakterin göğüs kısmındaki Hristiyan Katolik Haçı ve çizgi filmlerdeki kadın karakterlerin yarı çıplak bir halde arz-ı endam etmesi de buna en iyi örnektir.

Tabii yukarıda bahsettiğimiz bu iki yöntemi sadece büyük küresel şirketler değil, özelikle Amerika gibi gerek sinema ve gerekse yaşam tarzları ile kültürel emperyalizmi yayarak dünyaya korku salıp üstün devlet olmaya çalışan ülkeler de kullanmakta ve halen kullanmaya devam etmektedir. İstihbarat dilinde "beşinci kol" denilen bu yöntem, hedef ülkeyi kültürel olarak ele geçirmek için yapılan bir propaganda faaliyetidir.

Amerikan yapımı çizgi filmlere bakarsanız, tıpkı sinema filmlerinde olduğu gibi yeryüzünde onlardan başka bir millet yokmuş zannedersiniz. Amerika kendisine düşman olarak gördüğü ülke ya da milletleri çizgi filmlerinde kötü gösterir. Önce Kızılderililer sonra Almanlar ve Ruslar, günümüzde ise daha çok Çinler ve Müslümanlar kötü gösterilir. Ve yine aynı ülkeler daha önce bahsettiğimiz ikinci yolla, kendi ideolojilerine yönelik subliminal mesajları genç beyinlerin bilinçaltına yerleştirerek istedikleri hedefe ulaşırlar. İşte bu küresel saldırılara karşı genç nesilleri korumak için ülkemizde, kendi kültürümüze ve milli bütünlüğümüze ters düşmeyen çizgi filmler yapılmalıdır. Ayrıca 3984 sayılı yasanın 20. maddesi “Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, bilinçaltı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini” hükme bağlamıştır. Bu kanun uyarınca, ülkemizin ve toplumumuzun değer yargılarına ters düşmemek ve geleceğimiz olan genç nesilleri korumak için uyanık olmalıyız.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube