ÇİVİ YAZISININ TARİHİ

En son güncellendiği tarih: May 6


Günümüz bilimi, tarihin başlangıcını M.Ö. 3200’ lü yıllarda keşfedilen Çivi Yazısı’na bağlar. Çivi yazısı, Sümerler’in başlangıçta somut nesneleri resimlerle kayıt altına almaya başlayıp, daha sonra soyut kavramları da betimleme ihtiyacı duymaya başlamaları ile meydana gelmiştir. Her resme bir hece değeri verilerek soyut düşünceyi karşılayan kelimeler yazılabilmiştir. Zaman içerisinde bu yazı dili ile kil tabletlere hukuk, din, edebiyat, astronomi, astroloji, büyü, kehanet, tıp, matematik ve eczacılık gibi konularda zamanının ötesinde birçok metin yazılmıştır. Bu sebepledir ki, Tarih Sümer’de başlar denilmektedir.


Arkeolojik bulgular ve çivi yazısı, Eski Çağ Tarihi’ nin aydınlatılması için temel olan iki ögedir. Mezopotamya’dan başlayan ve diğer bölgelerdeki uygarlıklarca da kullanılmış olan Çivi yazısı geliştikçe, devletlerde aynı zamanda arşiv kültürü meydana gelmiştir. Yazı geliştikçe, insanoğlu önemli olaylarla başlayarak tüm yaptıklarını kayıt altına almayı alışkanlık edinmiştir. Devleti ilgilendiren her türlü resmi olaylar ve dönemin önemli bilimsel ve dini yazıları saray kütüphanelerinde bulunmakla birlikte, halk da yaşadığı günlük olayları kil tabletlere yazmıştır. Bu tabletlerin korunduğu arşivlerin günümüzde kazılması ve ortaya çıkarılması ile Eski Çağ’ a ait bilgilerimiz giderek artmaktadır. Çivi yazısının ilk örneklerini Sümerce başta olmak üzere, Akadca, Hurrice, Ugaritce, Eblaca vb. şeklinde belirtebiliriz.


Papirüslerin bulunması ile sona eren Çivi yazısı, ilk olarak günümüzden 5000 yıl önce yaşamış ve yüksek medeniyete sahip olmuş Sümer Devleti’ nin Uruk kentinde bulunmuştur. (Bu kentin nasıl bir kent olduğunu ilk yazım olan Gılgamış Destanı’ndan, bizzat kral Gılgamış’ın anlatımıyla öğrenebilirsiniz.) Kendi resmi ve gayri resmi faaliyetlerini kayıt altına alan Sümerler, çocuklarına da yazı yazmayı öğretiyorlardı. Okula giden Sümerli bir çocuğun 24 saatini okuyabildiğimiz şu satırlar, ilkokul fişlerimizi, okuduğumuz ve yazı yazmayı öğrendiğimiz dönemleri hatırlatıp tebessüm ettiriyor:


1- Tablet evinin oğlu, günlerden beri nereye gidiyorsun?

2- Tablet evine gidiyorum.

3- Tablet evinde ne yapıyorsun?

4- Tabletimi okuyor, kahvaltımı yiyorum.

5- Tabletimi yaptım, o yazılmıştır, sonuna kadar yazılmıştır ve bana öğleden sonra benim

şu (gabbam) verilmiştir.

6- Tablet evi kapandıktan sonra, eve giderim.

7- Eve girerim, babam orada oturmuştur.

8- Babama “Šu-(gabbam)’ı söylerim.

9- Ona tabletimi okurum, babam bundan memnun olur. Babamın önüne gelir:

10- Ve sen kendin içki içiyorsun, bana içmek için su ver!

11- Sen yemek yiyorsun, bana yemek için ekmek ver” (derim).

12- Döşeği seriyor, yıkanıyorum, (hemen) uyumak istiyorum.

13- Sabahleyin erkenden uyanıyorum.

14- Geç kalmak istemiyorum, yoksa hocam beni dövüyor.

15- Sabahleyin erkenden kalktıktan sonra

16- Annemi görüyorum ve ona:

17- Bana kahvaltı ver,

18- Tablet evine gideceğim, diyorum.

19- Anam bana tandırdan iki ekmek veriyor ve

20- Ben onun nezareti altında susuzluğumu söndürüyorum.

21- …………

22- …………

23- …………

24- “Bana azığımı ver!

25- Mektebe gideceğim.”

26- Tablet evinde hizmet adamı (hademe) bana: “ Niçin geç kaldın” diyor.

27- Korkuyorum, kalbim çarpıyor.

28- Hocamın, yanına giriyorum, o bana yerimi gösteriyor.

29- (Tablet evinin babası) tabletimi okuyor.

30- Kızıyor ve beni dövüyor.


Kendi adıma, tarihin neresinde olursa olsun bilimi, aykırılığı, araştırmayı ve öğrenmeyi hedef almış olan insanların hayatını ve yaptıklarını okumaya, elimden geldiğince de öğrendiklerimi paylaşmaya çalışıyorum. Yazı yazma sanatında ileri olması, okur yazarlık durumu ve diğer kralların öğrenmediği “Katiplik sanatında en üst seviye” olması ile övünen Asur kralı Asurbanipal’e olan hayranlığımı böylece bu yazımda belirtmekten mutluyum. Bilgelik peşinde koşan Asurbanipal’in, saray kütüphanesi oluşturmak için çabalarken yazdığı çivi yazılı metnin son cümleleri:


“Nabu ve Tašmetu’nun dikkat kesilen kulakları ve açık gözler verdiği Asur ve Ninlil’e güvenen Asur kralı, dünyanın kralı Asurbanipal’ın sarayı… Nabu’nun bilgeliği, yazı işaretleri, tasarlandığı kadarıyla, tabletler üzerine yazdım, [tabletleri] serilerde topladım, [onları] sıraladım ve sarayıma koydum.”


Tamamen rastlantı eseri denk gelerek okuduğum, “Eski Yakındoğu Arşivleri” isimli yüksek lisans tezi ile bu yazıma kaynak ve ilham olan sayın Aysel Ateş’e teşekkür ederim.


Kaynaklar:

Aysel Ateş, Eski Yakındoğu Arşivleri

Füruzan Kınal, Eski Mezopotamya Tarihi, DTCF Yayınları, Ankara, 1983, s.184-185.

Linoel Casson, Libraries in the Ancient World, Yale University Press, London, 2001, s. 9.


Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube