ÇİFTLİK BANK SADECE BİZDE Mİ? The Wizard Of Lies / Yalanlar Büyücüsü

En son güncellendiği tarih: Nis 25


Yeni seyrettiğim bir film ile birlikteyiz. Bu ara yaz rehavetinden mi, kitap yorgunluğundan mı bilmiyorum; okumaktan çok seyrediyorum. O yüzden daha önce kaçırdığım filmleri izleyip sizinle paylaşıyorum, siz de gözden kaçırdıysanız diye.


Ben bu filmi Robert de Niro oynuyor diye ve adı True Lies ( Gerçek Yalanlar) filmini çağrıştırdığından seçtim; güler, eğlenirim diye… Amacım olmadı ama kaçırdığıma üzüldüğüm bir film yakaladım ( zararın neresinden dönersen kardır demişler).


HBO için çekilmiş televizyon filmi. Filmin künyesine bakarsak:


Süre: 2s 13dk

Yönetmen: Barry Levinson

Senarist: Sam Levinson , Samuel Baum , John Burnham Schwartz

Oyuncular: Robert De Niro, Michelle Pfeiffer, Alessandro Nivola

Tür: Biyografik, Polisiye, Dram

Ülke: ABD


Konusuna gelince; New York Times yazarı Diana B Henriques’in biyografik romanından uyarlanan, Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en büyük mali dolandırıcısı olarak kabul edilen Bernie Madoff’un yükseliş ve düşüşünü konu alan filmde; İki Oscar ödüllü Robert De Niro ve üç kere Oscar’a aday gösterilen Michelle Pfeiffer, tarihin en büyük saadet zincirini kurarak yatırımcılarını 65 milyar dolar dolandıran ve Kasım 2008’ de sarsıcı bir çöküş yaşayan Wall Street yatırımcısı Bernie Madoff ve karısı Ruth rolündeler. Filmi seçerken De Niro adı yetmişti kadın oyuncuya dikkat etmemiştim; iyi bir performans izleyince dikkatimi çekti, tanıyamadım kim bu kadın oyuncu diye afişe baktım ve şok oldum! Michelle Pfeiffer’ı tanıyamamıştım…


2008 yılının Aralık ayında Wallstreet efsanesi Bernie Madoff’un, birlikte çalıştığı aile bireylerine tüm imparatorluğunun yalan olduğunu itiraf etmesiyle başlayan The Wizard Of Lies, Bernie’nin yargı süreci esnasında Madoff ailesinin yaşadıklarını, geçmişlerindeki mutlu günlere pencere açarak mercek altına alıyor.


Ailesine suçunu itiraf ettikten sonra Bernie, polise teslim olur ve yargı süreci başlar. Oğulları tarafından reddedilen Bernie’ye tek destekçi 50 yıllık eşi Ruth’tan başkası değildir. Yargı süreci sadece hukuk sürecinden ibaret olmamakla birlikte, aile içerisindeki hesaplaşmaların da ortaya çıkmasına neden olur. 150 yıl hapse mahkum edildikten sonra Ruth, Bernie tarafından tüm parası batırılan kardeşine sığınır. Büyük oğlu Mark insanların kendileri hakkındaki suçlamalarına ve nefretine dayanamaz, kendi asar. İlk oğlunun ölümünden sonra Bernie’ye 50 yıllık eşi Ruth da arkasını dönmek zorunda kalır çünkü hem “nefret edilmeye dayanamamaktadır” hem de küçük oğlu Andrew ile tekrar görüşebilmesinin tek şartı Bernie’yi artık bir daha görmemesidir. Ağabeyinin ölümünden 4 sene sonra da Andrew kanserden hayata veda eder. Tek ziyaretçisi Ruth’u kaybettikten sonra Bernie’yi, NewYork Times yazarı Diana Henriques ziyaret eder ve onunla ilk kez röportaj yapar. Henriques’in kendisini bizzat canlandırdığı rolünde, Bernie’ye pişmanlığını itiraf ettirmeye çalıştığını görürüz. Filmin başında suçunu kabul eden bir borsa duayenini ancak nelere sebep olduğunu anlamamak için bahaneler üreten bir adam görürüz. Bernie, suçunu itiraf edip kabul etmesiyle her şeyin biteceğini sanır. Ancak film tüm ailesinin hayatının bundan sonra mahvolması ile başka yöne doğru yol alır.


Filmi seyrederken aklıma ilk önce “Saadet Zinciri” kavramını 1990’ larda hayatımıza sokan Titan Saadet Zinciri' nin yöneticisi Kenan Şeranoğlu geldi, sonrasında ise son uyanığımız Çiftlik Bank kurucusu Mehmet Aydın. Adları, yöntemleri değişse de bu tip dolandırıcılıklar maalesef hayatın acı gerçekleri.


Bir yerde Madoff (De Niro); “Yatırım yapanların hiç mi suçu yok? Ben onların kapılarına gitmedim, zorla para istemedim; onlar bana geldiler. Üstelik yatırım getirisini alırken hiçbir şey sormadılar. Nasıl, nereden kazanıldığını, hangi sektöre yatırım yapıldığını, vergilerin ödenip ödenmediğini, sadece parayı aldılar.” Bence de haklı, kimse bana kızmasın. Çiftlik Bank mağdurlarının arasında vardı, 60 mı 80 mi hatırlamıyorum daire sahibi birisi, kolay kazanç için yatırım yapmış. Kimsenin gözü doymuyor. Ne demişler:” Çok tamah, çok ziyan getirir.”


Biz filme dönelim; her ne kadar dram filmi olsa da esprili, mizah dolu sahneler vardı. Ben en çok karı koca Madoffların intihar sahnesine güldüm. Onların intihar sahnesi ne kadar komikse oğullarının intihar sahnesi o kadar acı dolu, hüzünlüydü.


Bir de paparazziler bölümleri bana 31 Ağustos'ta kaybettiğimiz Diana Spencer’ı namı diğer gönüllerin Prensesi Leydi Diana’yı hatırlattı. Paparazzilerin haber hakkı varsa da kişinin de özel hayatı var. Buna bir sınır getirilmesi lazım bence.


Bütün piyasaların tepetaklak olduğu bir dönemde Madoff nasıl oluyor da sürekli pozitif dönüş sağlıyordu? 8 yaşındaki çocuğun (Madoff'un torunu) sorabildiği soruları koskoca yatırım bankacıları neden sormamıştı? Madoff'un yıllarca bu durumu sürdürmesine nasıl izin verildi? Ailenin dağılmasında paparazzilerin suçu yok mu? Gibi bir sürü soru kafanıza takılıyor.


Üzerinde uğraşılmış, emek verilmiş bir film, 2 saatten fazla olması gözünüzü korkutmasın, nasıl geçti anlamadım. Yakın çekimler, yaşananlara, duygulara tercüman olan müzikler açısından bekleneni veriyor. Zaten değişik 19 ödül adaylığından 4 tanesini kazanmış; Broadcast Film Critics Association Awards Best Movie Made for TV, Critics Choice Television Awards Best TV Movie, Satellite Awards Best Actor in a Miniseries or a Motion Picture Made for Television Robert De Niro & Best Motion Picture Made for Television Home Box Office (HBO) .


Yeni bir filmde buluşana kadar filmle kalın, iyi seyirler…


Editör: Ayşegül Demir Alhan



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube