Çember Daralıyor




“ÇEMBER DARALIYOR” söylemi eminim ki size de çok yabancı gelmemiştir. Her gün çeşitli TV programlarında duyduğumuz, birçok insana heyecan veren, olayların çözüme kavuşmasını dileyenlerin yüreğine su serpen bir cümle.


Eskiden gazete, kitap okuma kültürü, müzik kültürü gibi geliştirici öğeler varken şimdi bunların arasına cinayet kültürü de eklenmiş durumda. Toplumumuzun önemli bir kesimi cinayet kültüründen beslenir duruma geldi.


Her sabah yatağından heyecanla kalkıp, keyif kahvesi içerek keyifsiz programları büyük bir haz ile izleyen insanlar hiç de az değil. Hatta ertesi günü iple çeken, daha vahşi, daha korkunç haberlerin olmasını umarak TV karşısına geçenler de çok fazla ve izledikleri cinayet çözme programlarını gün içinde eşine dostuna anlatmaktan da geri kalmazlar. Gazetelerin, 3.sayfa haberlerini TV programlarına özel düzenlemelerle insanlara altın tabak içinde sunmaları ne kadar doğrudur?


Elbette ki bu yayınlara konu olan olaylara karşı değil tepkim. Tepkim, olay mağduru insanların o yayınlara çıkartılıp izleyiciye yem edilmesinedir. Gün geçmiyor ki yeni bir akıl almaz olay ile karşılaşmayalım. Kadın cinayeti, taciz, tecavüz… Bu olayların çözümlenme yeri ekranlar değil adliye salonları olmalıdır. Ama ne kadar izlenme oranı yüksekse o kadar para demekti TV kanalları için. Ne yazık ki…


Peki ya izleyiciler için?


Her gün 3-5 kanalda eş zamanlı olarak sabah ve öğle kuşağında verilen dehşet içerikli bu programlar, insan psikolojisini derinden yaralıyor. Aynı zamanda her gün işlenen tatsız olaylar bir ertesi günü başka bir olayı beraberinde getiriyor. Kötülük kötülüğü çekiyor. Ardı arkası kesilmeyen olaylar zincirini birbirine bağlıyor. Daha heyecanlı, daha akıl almaz olayların olması için dua eden insanlar var etrafımızda. Çok uzak değiller, kapınızı açtığınızda karşınıza çıkabilirler ve size “Geç oldu evine git, ortalarda sapıklar dolaşıyor,” demeleri an meselesi.


“İzlemeyin bu programları kardeşim,” demek kolay. İnsan psikoloji acı, tatlı, korku, sevinç gibi duygularla beslenen varlıklardır. Özellikle heyecan, insan duygusu içinde karşı konulmaz bir histir. Bir mahalle kavgası esnasında insanların pencereye koşma sebebi merak ve heyecan hissidir.


Yanı başında bir insan kan revan içinde can çekişse, merakla onu izlemekle yetinir ama elini o yaralıya sürüp yardım etmez. Duyarlı insanları tenzih ederim ancak durum böyle.


Tecavüz, cinayet, adam kaçırma, intihar gibi olayların işlendiği bu programların insan hayatlarını kısıtlama gibi özellikleri de var. Gençler ve çocuklar üzerinde yapılan baskıları ele almak gerekirse, çocuklar ve gençler üzerinde korku, güvensizlik gibi kötü etkilere neden oluyor diyebiliriz.


Bu programları izleyen ebeveynler çocukların yaşamı üzerinde de kısıtlamaya gitmektedirler. Veliler daha çok karma okullar yerine sadece kız/erkek mevcutlu okulları tercih ediyorlar. Park ve eğlence yerlerine gitmemeleri için baskı yapıyorlar. Üniversite eğitimine karşı çıkıp farklı bir şehirde okumalarına mâni oluyorlar. Hatta ve hatta bu izlenilen programların etkisi ile kız çocuklarını daha erken evlendirme girişimlerinde bulunabiliyorlar. Çünkü izledikleri programlarda taciz, tecavüz, cinayet, adam kaçırma gibi olayların, kendisinin ve çocuğunun başına geleceğinden korkuyorlar.


Evet, korku kültürü ile toplum kısırlaştırılıyor. Yalnızca bir an durup düşünün…


Elinde keyif kahvesi ile korku ve dehşet saçan programları izlemek nasıl bir çelişkidir? Böyle bir kültür ve öğreti karşısında bir çocuğu nasıl yetiştirir ve geliştirebilir insan? Veyahut sabahtan akşama kadar korku ve entrika dönen hakaret ve küfür içerikli bu programları izleyen ailenin ferdi olan bir çocuğun o aileden nasıl bir beklentisi olur?


TV yapımcıları bu tür programlar ile kasalarına trilyonlar kazandırırken bu programları izleyen insanlar ise ruhundan, zamanından ve hayatından kaybediyor. Ve güzel hayaller kuramamaya, kötü rüyalar görmeye başlıyorlar.


Taciz, tecavüz, cinayet, terör gibi olaylar ile sadece Türk toplumu karşılaşmıyor. Bu tür olaylar ile bütün dünya ülkeleri mücadele veriyor. Zaten hayat bu kadar zor iken bir de günlük yaşantımızda her gün bu olayları izleyerek yaşam kalitemizi düşürmeye ne gerek var? Bu tür programlar yerine daha yararlı şeyler izleyin demek istesem de maalesef daha iyi yayınlar izleyecek izleyici, toplumumuzda ve ülkemizde henüz gelişmiş değil. TV yapımcıları daha iyilerini yapsalar bile izleyici bu iyiliğe hazır değil.


Dediğim gibi toplumumuz cinayet kültürü ile ruhunu en kötü şekilde beslemeye devam ediyor ve bu durumda sanırım en iyisi sosyal medya oluyor. Benim fikrime göre sosyal medya TV izlemekten daha anlamlı duruma geldi.


Kadınlarımız el emeklerini sosyal hesaplarından göze hitap eden paylaşımlarla sunup para kazanabiliyor. Yemek tarifleri ile çeşitlilik kazandırıyorlar. Bookstagram yani kitap paylaşım sayfaları her gün yeni bir kitap tanıtımı ile okuma alışkanlığı kazandırıyor. Doğa severler her gün yepyeni gezi fotoları ile insan ruhuna hitap ediyor. Ve gezilecek, görülecek yerler hakkında fikir veriyorlar. Sağlıklı beslenme önerileri, moda ve tasarım fikirleri, hatta öğrenciler için eğitim ve öğretim ile ilgili bilgiler fazlası ile mevcut. TV kendi inisiyatifi ile size bilgi sunarken sosyal medyada ne izleyeceğinize siz kendiniz karar veriyorsunuz. Amacım sosyal medyayı övmek değil ama sanırım TV’den çok daha iyi olduğu kesin.


Bu yazdığım metni TV, gazete ve radyolardan size ulaştırmam mümkün değil ama sosyal medyanın gücü ile çok daha kolay ulaştırabilirim. İnsan kendi ruh sağlığını çabucak bozabilir ama onu bir daha geri kazanmak çok zordur. Ruh sağlığımızı bozan, daralan çemberlerden kendimizi koruyalım. Daha çok kitap okuyalım. Daha çok film izleyelim. Daha çok müzik dinleyelim.


Sözde cinayet çözen, ruh sağlığımızı yoran, geleceğimizi zora sokan her şeyden uzak duralım. Biz ne yazarsak yazalım ne kadar tepki verirsek verelim, ruh sağlığı bozuk insanlar tarafından kötü olaylar doğmaya, yaşanmaya devam edecek. Buna engel olmanın tek yolu ruhu temiz tutmaktır. Ruhunuzu temiz tutun. Biliyoruz ki cinayet isleyen, taciz ve tecavüz olaylarına karışan birçok eğitimli insan var. Eğitimli katiller her yerde. Ama ruhu temiz, pozitif yaşayan, iyi düşünen, güzel yaşayan insanlar çok az. Umarım çoğalırlar. Çoğalırız.




Düzeltmen: Tolga ZİYAGİL


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube